Alevilik Çorum Katliamı Demokrasi, Adalet, Özgürlük Dernek Haberleri İnanç Özgürlüğü

Çorum Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız!

28 Mayıs 1980 günü ‘milliyetçi gençlerin’ faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam- Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan, 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1,5 ay) kadar devam eden Çorum Katliamı’nda, 57 Alevi yurttaş öldürülmüş, 300’e yakın yurttaş yaralanmış, 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkılmıştı.

Çorum Katliamı’nın 41. yılında Çorum’da yapılan anmasına Başkanımız Aydın Deniz katılım sağladı.

Demokrasi, Adalet, Özgürlük Güncel Haberler Özel Haberler

Demokrasi Konferansı: “Adaletsizliğe, baskıya boyun eğmeyeceğiz!”

“Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var” diyerek bir araya gelenlerin buluştuğu Demokrasi Konferansı, İstanbul Yenikapı Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezinde, 200’ü aşkın bileşenin katılımıyla düzenlendi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği yöneticileri olarak bileşeni olduğumuz Demokrasi Konferansı’na biz de katılım sağladık.

Konferansın sonuç bildirisinde şu ifadeler kullanıldı:

“Biz halkız”

“İşsizlik ve güvencesizlik korkusuyla üç kuruşa ölümüne çalışan emekçileriz… Üçte biri ne işte ne okulda olabilen, gerisi de gelecek kaygısıyla kıvranan gençleriz… Emeği yok sayılan, eve kapatılmak istenen, iktidar tarafından öldürülmesi, şiddete uğraması dert edilmeyen kadınlarız. Pandemide tek başına yoksulluğa, yok oluşa terk edilen esnaflarız. Özgürce bilim yapması engellenen bilim insanları, özgürce sanat yapması engellenen sanatçılar, salgınla baş başa bırakılan sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, traktörüne haciz gelen çiftçi, ayrımcılığa uğrayan, anadilleri yasaklanan, inançlarını ve inançsızlıklarını özgürce yaşamayan milyonlarız. Üniversitelerine kayyım atanan demokratik özerk üniversite mücadelesi veren öğrenciler, yoksulluğa, umutsuzluğa itilmiş çocuklar, paryanın paryası göçmen işçiler, toplum ve sistem tarafından engellenen engelliler, sosyal ölüme mahkûm edilmiş KHK’lılarız. Gökkuşağı bayrakları düşmanlaştırılan, haklarında fetvalar yazılan, LGBTİ+larız…. Yaşam alanları yağma, talan ve tahrip edilenleriz, doğa varlıklarının sermaye olarak görüldüğü iktidar anlayışına karşı yaşam alanlarını savunanlarız. Ve hepimiz mücadele etmekten, seslerini yükseltmekten bir an bile vazgeçmeyenleriz.

“Seçme ve seçilme hakkı gasp ediliyor”

Salgının ağırlaştırdığı ekonomik kriz altında halk işsizliğe, her gün derinleşen bir yoksulluğa terk edildi. Bütün hak ve özgürlüklerimizi gasp eden tek adam-saray rejimi kamu kaynaklarını talan etmekle kalmıyor, halkın itirazını baskı ve zorbalıkla bastırmaya çalışıyor. Kayyımlarla seçme ve seçilme hakkımız gasp ediliyor. Kapitalizmin kâr hırsının, ekosisteme kendisini yeniden üretme olanağı bırakmayan aşırılığının ürünü olarak ortaya çıkan pandemi tüm dünyada olduğu gibi piyasanın insafına terkedilmiş bir hayatın ne demek olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu kâr hırsı, halkın demokratik gücü tarafından denetim altına alınmadığı sürece gezegenin bile hayatta kalma olanağı yok.


Gelir adaletsizliği artıyor. Yoksulluk büyüyor. Geniş tanımlı işsizlik %30’larda. Ekonomi, 15 yıl önceki büyüklüğüne gerilemiş durumda. Üzerinden geçilmeyen köprüler, uçak inmeyen havaalanlarına milyonlarca dolar garantili ödemeler tıkır tıkır yapılırken pandemi sürecinde halkına en düşük doğrudan gelir desteği veren, sosyal yardım ödeneklerini bile pandemide daha da kısan bir ekonomi yönetimi, mafya-bürokrasi-sermaye bloğunun ülkeyi talan eden bir yağmayı sürdürmesinin önünü açıyor. Narkotik trafiğinden, kentsel rantlardan, mafyatik çökmelerden, garantili ihalelerden devşirilen servetler, giderek derinleşen yoksullukla büyük bir tezat oluşturarak büyüyor, büyütülüyor. Yoksul ve emekçi halkın bu krizi daha az hırpalanarak atlatmasına kullanılacak öz kaynaklar, sınır ötesi yayılmacı harekâtlarda tüketiliyor.

Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Demokrasi Konferansı'na katılım sağladı.

“Dört bir yanımız müsilaj”

Ormanlarımız, göllerimiz, derelerimiz, denizlerimiz bizim ve diğer canlıların yaşam alanları bu talanın, bu arsız yağmanın sonucunda can çekişiyor. Dört bir yanımız müsilaj… Tarım çöküşün eşiğinde, kuraklık tarladaki ekini daha şimdiden bitirdi. Havanın suyun ve toprakların kirliliği, flora ve faunadaki biyoçeşitlilik yitimi, ülkeyi ve gezegeni yok oluşa sürüklemekte. Kadınlar öldürülmeye, katilleri iyi hal indiriminden yararlanmaya, ülkeyi yönetenler kadınla erkeğin eşit olamayacağına inanmaya devam ediyor. İstanbul Sözleşmesi karşıtı gerici-tarikatçı erkek-bloğu ülkeyi kadınlar için cehenneme çevirmeye yeminli.

“Her ölüm haberine yatırım olarak bakıyorlar”

Ülkenin 3. büyük partisi HDP’nin kapatılması için düğmeye basıldı. İktidar meşruiyetini yitirdikçe 7 Haziran-1 Kasım senaryoları yeniden gündeme geliyor. Deniz Poyraz’ımız bir faşist katil tarafından aramızdan alınalı tam bir hafta oldu. Giderek semiren yandaş savaş sermayesi her ölüm haberine servetlerini büyütecek bir yatırım olanağı olarak bakıyor. Barış içinde bir arada yaşama hakkımız elimizden alınıyor.

“Hepimizin ortak iyiliği için özgürlük”

İktidarın İhvancı, yayılmacı saldırgan dış politikasının sonuçlarını, ülkemizin emperyalist devletlerin oyuncağı haline gelmesiyle yaşıyoruz. Bugün yaşadığımız her sorun, ülkede demokrasinin yokluğuyla ilişkili. Demokrasinin yokluğu, esas olarak halkın, örgütlü bir güç olarak devlet ve sermaye karşısındaki güçsüzlüğünün bir tezahürüdür. Korku iklimi yaratma peşindekiler halkın güçsüz, dağınık, çaresiz kalmasından beslenenlerdir. Bu ülkede barış içinde, adaletli, eşit, özgür bir yaşam sürmek istiyorsak, başarmamız gereken bütün zenginliklerimizle, bütün farklılıklarımızla, hayallerimiz, umutlarımız, zorbalığa karşı direnme geleneğimizle, bir an bile vazgeçmediğimiz mücadelemizi birleştirmek, halkın demokratik kurucu gücünü ortaya çıkarmaktır. Her taşı yerinden oynatacağız diye söz vermiştik yola çıkarken. Bizleri Demokrasi Konferansı’nda bir araya getiren ve heyecan duymamıza neden olan inanç budur. Bu inançla aylardır çalışarak kendi sorunlarından damıttıkları değerlendirmeleri, çözüm önerilerini, taleplerini ve mücadele programlarını derleyen ve ortaklaştıran alanlarımızla şöyle sesleniyoruz: Hiçbirimizi faşizm karşısında dışarıda bırakmayacak, bu koyu karanlığı ancak en geniş birlikteliği kurarak aşabileceğimize dair inancı güçlendirecek, aramızdaki önyargıları ve güvensizlikleri ortadan kaldıracak diyalog ve işbirliği sürecini örgütleyecek, sorunları tespit edecek, çözümleri önerecek ve önermekle de kalmayıp yeniden nefes alabilen, geleceğe güvenle bakabilen, kaynakları bir avuç sermayedarı, çete bozuntusunu zengin etmek için değil hepimizin ortak iyiliği için ekmek, özgürlük, adalet başlığı altında seferber edecek bir yolculuğun ilk adımlarını attık bugün. Artık, bütün mücadele deneyimlerimizi bağrında taşıyan bu umut verici sürecin sonunda ortak emekle yarattığımız birikimi, demokrasi mücadelesine güç verecek bir biçime kavuşturmanın sırasıdır. Bugün bütün mücadele alanlarından yaptığımız çağrı budur.

“Bulunduğumuz kavşakta tek bir yolumuz var”

Demokratik bir ülkede barış, eşitlik özgürlük ve adalet içinde yaşamanın yolu bu talan edilmiş güzel ülkeyi yeni baştan inşa edeceğimiz bir demokratik programı mücadeleyle hayata geçirmektir. Bu programın ana hatları ve ipuçları alanların çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır.

Konferansımız hayatın içinden süzülmüş bilgiyi ortak bir süzgeçten geçiren 21 alanın tebliğleriyle somutlaştırıldı. Ülkenin her köşesinde mücadele edenlerin taşı, toprağı, havayı, suyu ve canı korumak için gösterdikleri çaba geleceğe umutla bakabilmemizin yegâne dayanağıdır. Konferansımız kendi yurdunda parya haline gelen halkın gerçek halk egemenliği kuracağı halkçı/ demokratik/laik/eşitlikçi ve sosyal bir cumhuriyete olan yolculuğuna katkıdır.

Bulunduğumuz kavşakta uzun mücadele tarihimiz ve deneyimlerimiz, bize tek bir yolumuz olduğunu gösteriyor: Halkın bizzat kurucusu olduğu, yoksulluğa, işsizliğe, emek sömürüsüne, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, doğa yıkımına ve her türlü ayrımcılığa karşı mücadeleyi odağına alan bir halkçı seçenek yaratmak. Bizi boğmaya çalışan karanlığa karşı hep birlikte bir kez daha tekrarlıyoruz: Ne hayallerimizden, ne umutlarımızdan ne mücadelemizden vazgeçiyoruz. Bu ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var.”

Güncel Haberler

Hubyar Sultan AKD, ırkçı ve cinsiyetçi doktor hakkında suç duyurusunda bulunacak

Basına ve Kamuoyuna

2013-2014 yıllarında yaptığı sosyal medya paylaşımlarında ırkçı ve cinsiyetçi söylemlerle ayrımcılık yapan İstanbul İl Ambulans Komuta Merkezi Başhekimi Dr. Adil Yetiş Sarıhasanoğlu’na bugün ulaşma çabamız sonuçsuz kalmış ve konuyla ilgili geri dönüş yapmamıştır. Derneğimiz,  işlemiş olduğu nefret suçundan dolayı kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacaktır. Nefret suçu işlemiş ve ayrımcılık yapan birisinin Sağlık Bakanlığı bünyesinde halen terfi edilerek kariyerine devam etmesi de ayrı bir sorundur. Konuyla ilgili Sağlık Bakanı’ndan ivedi bir açıklama ve yargının da kamu personelinin bu kadar alenen işlediği nefret suçu için harekete geçmesini bekliyoruz.
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Yönetim Kurulu

Güncel Haberler

12 Haziran Demokrasi ve Aleviler Forumu Sonuç Bildirgesi

Merhaba Canlar,

Demokrasi konferansına giderken Aleviler, Kurum Yöneticileri, Alevi Hak mücadelesinde emek veren canlar “Demokrasi ve Aleviler” başlıklı bir Hibrit katılımlı Forumda sözümüzü birlemek için gayret gösterdik. Alevilerin katkıları ve diğer mücadele dinamikleri ile ortaklaşmak elzemdir. Güvercin tedirginliğinde olmadan, baskıya hakarete uğramadan, güzel bir gelecek umut eden; doğayla barışık, eşit yurttaş olacağımız bir ülke için 24 Haziran 2021 de gerçekleştirilecek olan ’’Demokrasi Konferansı’’na birlikte söz kurmak , acılarımızı ve umutlarımızı paylaşmak için Aleviler olarak bugün bir araya geldik. Rıza Şehri hedefi olan; İkrarlı, rızalıklı ve toplumsal olan Yol’umuz kendine reva görmediğini başkalarına reva görmeyen,72 millete- varlığın birliğine bir nazarda bakar. Her kesilen ağaçta, her kuruyan derede, her katledilen kadında, her kaygılı gençte, her evladını arayan ananın yanında, işini kaybeden emekçide, yok sayılan engellide, yasaklanan dilde, kimlikte, Gazide, Gezi’de, ötekileştirilen her sorunda, nerede bir haksızlık varsa orada Pir Sultan olmayı bilmiştir. İnancımızı tarif edenlere, başka inançların kalıplarına hapsetmeye çalışanlara sözümüz; biz gücünü kendi kadim inancımızdan alan Alevileriz.’’ Katlimize ferman çıkararak; Selçuklu’dan, Osmanlıya yaşanan katliamlar, kıyımlar, yok sayma, asimilasyoncu ‘’devlet aklı’’ Cumhuriyet’le de devam etmiştir. Bugün de süren hak ihlalleri, düşünce suçlarıyla cezaevleri dolu, cinsiyetçi, tekçi, sömürücü baskı hali ile suç üreten bir sistemle, kağıt üzerinde kalan demokrasi ve laiklikle karşı karşıyayız. Alevi köylerine cami yapılarak, diğer yandan zorunlu din dersleriyle eğitimde asimilasyona gidilmiş; sağlığa, eğitime, sosyal yaşama ayrılan paylar neredeyse yok edilerek, vergilerimizden alınan büyük bir pay diyanete aktarılmıştır. Günümüz Türkiye’sinde cenazelerin bile gömülemediği, insanlığa karşı işlenmiş suç ve suçluların korunup kollanarak, Dergahlar ve kutsal değerlerimiz gasp edilerek yaşam alanlarımız tahrip edilmiştir.Yaşananlardan ders çıkararak, Demokrasi Konferansıyla yeniden tüm dinamiklerle biraraya gelerek, tehlikelere karşı önlem almalıyız. Dert bizde, derman ellerimizdedir. Ortak akıl ve kolektif emekle hareket etmek kıymetlidir.Devleti değil yurttaşlarını koruyan bir Anayasa ile birlikte yaşama kültürünün tohumları atılarak, damlaların derya oluşturduğu, iyilerin kazandığı rıza şehrini inşaa edebiliriz. Alevilerin yolu yaşamı doğayı ekolojiyle bütünlüklü gören, katılımcı, şeffaf, eşitlik, İnanç ve düşünce özgürlüğü, adalet isteyen, hesap veren, hesap soran, denetlenebilir, eşit temsiliyeti öngören bir ülkeyi birlikte kurmak isteyenlerle kesişecektir. Anayasal hakkın güvencede olmasının koşullarından biri de, bilimsel anadilde eğitimin, yaratılan fırsat eşitliğiyle, özgür düşünme ve örgütlenmenin önünü açarak; aklın ve bilimin süzgecinden geçmesidir.Demokrasinin olmazsa olmazı açlığın olmadığı, barınma hakkının ve adil paylaşımın olduğu üretim ekonomisinden geçer. Tüm sorunlarla yüzleşmeden demokrasi inşaa edilemez. Demokrasi dinamikleriyle, aşure gibi farklılıkların bir arada, kendi renginde, kendi tadında ortak bir tat var ederek barışı, sevgiyi birlikte yeşertebiliriz.Demokrasi toplumlarındır, Devletlerin değil. Toplumlar, deryayı oluşturan damlalardır. Demokrasi, damlaların birlikte yaşam çabasıdır. Toplumların dili adalettir. Yaklaşımımız büyük adalet ile devleti küçültmektir. Adalet duygusuyla güçlenip, cümle varlıkla birlikte yaşam düsturunu, paylaşarak geleceğe umutla bakabiliriz. Demokrasi bizler için sadece talep meselesi değil, rızalı yaşam biçimimizin bir gerçeği olarak yaşamsal ihtiyaçtır.Karşı çıktığımız şeyleri yapmayarak; demokrasinin hayata geçirilmesinin ağır sorumluluklarının bilincindeyiz. İstediğimiz demokratik özgür yaşamı önce kendimiz ve temsil ettiğimiz kurumlarda içselleştirerek; kadınlarımız ve gençlerimizin geniş katılımını önemseyerek olacağını da biliyoruz. Samimiyetle inanıyoruz ki bugünden sonra bulunduğumuz alanlarda birbirimize dokunarak başka bir dünyayı mümkün kılabiliriz. İnsan değerleriyle, haklarıyla insandır. Bu güzel yürüyüş, farkındalıkla başlar. Farkında olan korur ve sorumluluk üstlenir.Eşit yurttaş olacağımız, Demokratik Laik bir ülke için mücadele edeceğiz ve birlikte kazanacağız. Gerçeğe Hü.

Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri