Alevilik Çorum Katliamı Demokrasi, Adalet, Özgürlük Dernek Haberleri İnanç Özgürlüğü

Çorum Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız!

28 Mayıs 1980 günü ‘milliyetçi gençlerin’ faşist saldırılarda “Kana Kan İntikam- Kanımız aksa da zafer İslamın” haykırışlarıyla başlayan, 10 Temmuz 1980’e (yaklaşık 1,5 ay) kadar devam eden Çorum Katliamı’nda, 57 Alevi yurttaş öldürülmüş, 300’e yakın yurttaş yaralanmış, 300’e yakın ev ve işyeri ise tahrip edilerek yıkılmıştı.

Çorum Katliamı’nın 41. yılında Çorum’da yapılan anmasına Başkanımız Aydın Deniz katılım sağladı.

Sivas'ın Işığı Sönmeyecek!
Alevilik Demokrasi, Adalet, Özgürlük Güncel Haberler Hubyar Sultan İnanç Özgürlüğü Madımak Katliamı

Sivas’ın Işığı Sönmeyecek!

2 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen canlarımızı 28. yılında İstanbul Kadıköy’de andık. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri’nin çağrısı ile yapılan anmaya derneğimiz adına Genel Sekreterimiz Yeşim Kantekin katıldı.

Yapılan açıklamada insanlık suçunun zaman aşımının olmayacağı; bu katliama sebep olan, göz yuman, önlenmesi için hiçbir tedbir almayan sorumluların ve faillerin derhal yargılanması gerektiği vurgulandı.

Murtaza Demir’in ‘Cami istemeyiz’ dediği için yargılandığı dava 16 Kasım’a ertelendi
Alevilik Güncel Haberler İnanç Özgürlüğü

Murtaza Demir’in ‘Cami istemeyiz’ dediği için yargılandığı dava 16 Kasım’a ertelendi

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kurucu Başkanı ve aynı zamanda Madımak Katliamı tanıklarından Murtaza Demir, Keçeci Baba Dergahının camiye çevrilmesi üzerine kaleme aldığı yazı nedeniyle yargılanıyor.

Murtaza Demir’in yargılandığı davanın 2’nci duruşması bugün (22 Haziran Salı) Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi, 9’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davasına Genel Başkanımız Aydın Deniz katılım sağladı.

Murtaza Demir’e TKP Heyeti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yöneticileri ve yurttaşlar destek verdi.

Demir, duruşmanın 16 Kasım’a ertelendiğini belirterek, “16 Kasım’da kamuoyunu tatmin edecek bir sayıda mahkemeye gelir, terbiyelice, bize yakışan bir biçimde meseleyi izah edersek, bu mesele bizim inancımız açısından bir kazanım olur. Gasp edilen hakkımızın geriye alınması, bize iade edilmesi bakımından, susulmamalı, hep birlikte mücadele edilmelidir. Biz sadece Aleviliği değil, ülkeyi kaybediyoruz” dedi.

Alevilik

Alevi Bektaşi İnancında Cenaze Hizmetleri

1- HAK DÖŞEĞİNE KONULMASI


Bir can ruhunu Hakk’a teslim ettiğinde o an en yakınında bulunan bir kimse, ” Ya Hak,Muhammet,Ali Şefaatinden mahrum eyleme ” diye tekbir getirerek Hakk’a yürüyen Can’ın gözlerini kapatır.
Temiz bir bez , mendil ya da tülbent ile çenesini bağlar. Elbiseleri çıkarılarak, bir çarşafa sarılıp “Rahat döşeğe-Hak döşeğine” bırakılır. Elleri yanlarına düzgün bir şekilde uzatılır. Her iki ayak baş parmakları bir bezle birbirine bağlanır. Sırt üstü yatırılan mevtanın üzeri tamamen kapanacak şekilde temiz bir çarşafla ya da bezle örtülür.
2- YIKAMA
Hakk’a yürüyen can, teneşire büyük bir dikkat, saygı ve özenle taşınır. Bu sırada bir gülbank okunur. ” Ber Cemal-i Muhammed, Şah-ı velayet, İmam Ali, İmam Hasan, Şah Hüseyini Pir bilene verelim candan salavat.( Bu sırada orada bulunan canlar salavat getirirler)
Dede ” Hakk’tan geldik, hakk’a gidiyoruz. Can kıblesine döndük, Yüce Tanrım Hakk’a yürüyen Can senin aşığındır. Sen Canansın O da Can’dır. Şimdi Can bedeni terk etti. Bedeni toprağa dönecek don değiştirecek. Canı ruhu ise sana dönecek. Mürşidimiz Muhammed, Pirimiz Ali, Ehl-i beyt’in yüzü suyu hürmetine sana dönen bu Canı sancağının altına alasın, saklayasın, bekleyesin. GERÇEĞE HÜÜ.” diye gülbank verir.
Bu dualar, gülbanklar verilirken mevtanın üzerine iki kat ya da kalın bir “stil bezi” örtülür. Bu bezin kalın ya da iki kat örtülmesinin sebebi vücudun iç kısmını ve avret yerlerini göstermemesi amaçlıdır. Önce avret yerleri yıkanır ve bir pamuk ya da bezle tıkanır. Yıkama esnasında akıntı olmasına karşı tedbir olarak öncelikle bu işlem yapılmalıdır. Sonra vücudunun üst kısmından başlayarak, vücudunun her bölümünde ayrı eldiven ve singer kullanarak bol sabunlu ılık suyla iyice yıkanır. ( 4 takım eldiven ve singer gereklidir!) Yıkama esnasında mevtanın erkek ise erkek müsahibi, kadın ise bayan müsahibi yıkamaya yardımcı olur.
Bu aşamadan sonra müsahibi varsa öncelikle müsahibinden başlamak üzere en yakın akraba ve arkadaş dost, komşular sırası ile mevtayı ziyaret eder, bir miktar su dökerler. ( Can suyu)
Yıkama bittikten sonra mevta üst tarafı temiz bir havlu ile, alt tarafı ayrı bir havlu ile başı da ayrı bir havlu ile kurulanır. Cenazenin sarılacağı kefen bezinin altına sargı bezleri (ayaklarına , beline ve boynuna gelecek şekilde) önceden yerleştirilir. Üzerine sargı bezi açılır. Cenaze bu sargı bezinin üzerine sırt üstü yatırılır.
Erkek kefeni üç parçadır. Ahiret gömleği, eteklik ve sargıdan oluşur. Kadın kefen ise 4 parçadır. gömlek, eteklik, sargıya ilaveten baş örtüsü ve göğüs örtüsü bezi bulunur.
Sargı bezinin üzerine yatırılmış olan mevtaya Ahiret gömleği giydirilir. ardından eteklik sarılır. Sonra sargı bezi her iki taraftan vücudu iyice saracak şekilde, baş ve ayaklar görünmeyecek şekilde sarılır. Baş ve ayak uçlarından ve belinden bağlanır. Bu bağlar mevta kabire konulduğunda çözülür.
Kefenleme işleminde önemli bir kural ise kefen bezinin mevtanın kendi kazancından sağlanması ilkesidir. Mevta kefene konulduktan sonra yüzü açılır. Akraba , komşu ve yolculamaya gelenler iseğe bağlı olmak üzere, Hakk’a yürüyen Can’ı son kez görürler. Ziyaret esnasında gözyaşı dökülmez, ziyaret sonucu kefenin başı da kapatılır.
3- HELALLİK ALINMASI
Hakk’a yürüyen Can’ı uğurlamaya gelenlerden “Helallik” alınır. Bu Helallik töreni hem Hakk’a yürüyen Can ‘ın evinin önünde, hem de Cenaze töreninin yapılacağı yerde alınır. Buna Alevi- Bektaşi inancında ” Helallik Meydanı” da denir.
Hakk’a yürüyen can, evinin önünde uygun yükseklikte bir yere konur. Dede helallik isterken diğer canlar cemlerde olduğu gibi yarım ay biçiminde ayaklar mühürlenerek ve eller göğüste çapraz bir vaziyette dar duruşuna geçerler. Çünkü dar duruşu bir teslimiyettir.
Dede ” Hakk’a yürüyen ( erkek ya da bayan adı ile anılarak) ……… Can’ı nasıl bilirdiniz?” diye sorar. Canlar ” İyi bilirdik, Hak Muhammed Ali, dondan dona , Candan Cana taşısın.” derler.
Ardından Dede ” Ey canlar, Hakk’ı hakikatı özünde gören, bu yüzden En-el hak diyen, 72 millete bir nazarla bakıp, eline , diline , beline sahip olmayı kendisine ilke edinen, dini sevgi, kabesi insan, kitabı bilim, mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alan ve şimdi Hakk’a yürüyen bu can (bu yol eri, ya da bacısı) sizin içinizde yeyip içti, sizlerle yaşadı. Belki de hak yedi, şimdi göçtü, hakk’a yürüdü.
Bu can üzerinde maddi , manevi hakkınız olabilir, varsa helal ediyormusunuz? diye sorar. Canlar “Helal ediyoruz” derler.
Bu soru üç kez tekrarlanır. Her defasında Helal ediyoruz cevabı alınır. Ardından Dede ” Hakkımız varsa helal ediyoruz diyen canlardan Hak Muhammed Ali razı olsun der. Sonra Dede duaya başlar…
“Ya Hakk, ya Muhammed, ya Ali. Yücelerden yüce tanrım. Can kıblesine döndük, sana yalvarıyoruz, sana yakarıyoruz. Hepimiz senden geldik, sana döneceğiz. Hakk’a yürüyen bu …………… can, yönünü sana çevirmiş, sana dönüyor. Seni Hakk bilen, Hz. Muhammedi mürşid bilen, Hz. Ali’yi Pir bilip, Ehl-i Beyte gönülden bağlı olan bu Canı, İmam Hasan, İmam Hüseyin aşkına bağışla.
Bismişah…Allah Allah… Hakk Muhammed Ali, On iki İmam, Pirimiz , Üçler , beşler yediler, Ondört masum-u Pak’lar, On yedi kemerbestler, Kırklar, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli aşkına bağışla. Hakk’a yürüyen, Can’ın geride kalan yakınlarına, yol kardeşlerine, sabretme gücü ve sağlıklar ihsan eyle , Burada bulunan bütün can’ların geçmişlerinin ruhu şad eyle.
Ya Hakk.. Hepimize Hakk Muhammed Ali diyerek don değiştirme nasip eyle. Hakkın huzurunda Dem-i Ali, Sırr-ı Nebi, Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli ve tüm yol erenlerinin ve gerçeklerin demine devranına hüü diyelim, verelim candan salavat… der.
Salavat: (Allahume salli ala seyyidina Muhammed ve ala Ali seyyidina Muhammed. La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah, Aliyyül Veliyullah, Mürşid-i Kamilullah,)
Bu gülbank ile HELALLİK alınmış olur. Helallik meydanı töreni biter.
4- CENAZE TÖRENİ (CENAZE MEYDANI)
Helallik Gülbangı’nın ardından Cenaze töreni (ya da Meydanı) başlar. cenaze törenine gelen canların Cem törenine gelir gibi, tertemiz yıkanmış olmaları gerekir.
Cenaze Musalla taşına konur. Canlar cenazenin ardında yarım ay biçiminde toplanırlar. Dede ise cenazeyi önüne alarak canları karşısına alır ve cemal cemale Ayn-i Cem de olduğu gibi tören başlar.
<u>(Alevi-Bektaşi geleneği bugün sünni anlayışla uygulanmaktadır.)</u>
Cenaze töreninde kadın erkek yanyana safa durur.(Artık sünnilerin bile cenaze törenlerinde kadın- erkek yan yana saf durmaktadırlar.) Canlar ellerini çapraz bir şekilde göğsünde buluştururlar. Cem töreninde olduğu gibi ayaklar mühürlenip “Dar” durumuna geçerler. Alevi- Bektaşi erkanı böyle olması gerekirken bugün sünni anlayışın uygulamaları yapılmaktadır.
Cenaze töreni ‘’Hakk Ya Muhammed Ya Ali’’ tekbiri ile başlar. Bu tekbir söylenirken başlar yukarıya kaldırılır.( Alevi- Bektaşi inancında asıl olarak ” Allahuekber” diye tekbir yoktur, sonradan törenlere bir şekilde eklenmiştir. (İmam-ı Cafer Cenaze töreninin secdesi ve rukusu olmadığı için namaz olmadığını belirtmiştir.)
Dede cenazenin baş kısmında durarak tekbirden sonra duaya başlar. Bismişah… Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali.
Yüce tanrım, Hakk’a yürüyen …………. can için durduk sana duaya.Yüzümüzü döndük Kıble-i Beytullah’a. Uyduk Hakk ,Muhammed, Ali ve On iki İmama…
Yücelerden yüce Ya Hakk. Can Kıblesine döndük. Düşündük , yaradılanı gördük, yaradana inandık , yaradanı İnsan-ı Kamil’de bulduk. En- el Hakk olduk,
Bağışla bizi Ya Hakk. Sana yürüyen , sana uçan , sana doğru uğurladığımız, sana doğru yolculadığımız bu Can’ı bağışla.
Bilenler bildikleri bir duayı okusun, bilmeyenler Hak Muhammed Ali aşkına salavat getirsin… der.
Dede:
“Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali ” der. Bu söz söylenirken başlar yukarıya doğru kaldırılır.
” Hakikat abdestini aldık . Günahımız sevabımız boynumuzda niyaza geldik . Medet mürvet Şahım darına durmaya geldik.
Ezelden seyrettik biz bu alemi, Güneş doğmadan, ay doğmadan, Aydan günden ezelden.Bu mülke biz gelmiş gitmiş idik ezelden . Günahlarımızı, sevaplarımızı bir mizanda tartmış idik ezelden. Konağımız ışıktır, handan ezelden. Cananı gördük hoş olduk, Özümüzü tanıdık yol olduk. Ana rahmine düştük kandan ezelden. GERÇEĞE HÜ. MÜMİN E YA ALİ…
Dede : Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali…
Bu can Hakk’a yürüdü. Kainatın temsilcisi idi. Hakk ile buluştu, yaradana kavuştu. Yeni bir dona , yeni bir cana , bin bir cana karıştı.
Bu can ölmeden evvel binlerce kez ölmüş , binlerce kez de dirilmiş idi. Şimdi bu can başka bedenlerde yeniden dirilecek, bu canın bedeni canlı cansız her şeye sinecek.Kainat durdukça yaşayacak bu can canan içinde. Gerçeğe hü Mümine Ya Ali…
Dede: Ya Hakk, Ya Muhammed, Ya Ali…
Dostlar, bu Can Hakk’a yürüdü. Ruhu ortada kaldı. . Hakk’a teslim olan bedendir. Ona bedensiz kalmanın acısını çektirmeyelim. Yaşadığınız müddetçe Hakk’a yürüyen bu canın ruhunu, özünüzde yaşatabilir misiniz? Bu soruyu üç kez tekrarlayan dede 3 kez “İsteriz” cevabını aldıktan sonra : Hak Muhammed Ali sizlerden razı olsun. dilekleriniz, dualarınız, Hak Muhammed Ali’nin gönül defterine kaydedilsin. Her daim dile gelsin. GERÇEĞE HÜ MÜMİNE YA ALİ.
SELAMLAMA
Tekbirden sonra sağa dönerek SELAM OLSUN HAKK’IN HUZURUNA VARANLAR. denir bu esnada sol el aşağıya sarkıtılır. Sonra sola dönerek ” SELAM OLSUN GERÇEĞE HÜ DİYE DUA EDENLER” der ve sağ el de aşağıya sarkıtılır.
Sağa sola selam verildikten sonra dede ” Rıza-i Lillah için Hakk’a yürüyen bu can için, bildiğiniz bir duayı yapın der. ( Bilenler bildikleri bir duayı, bilmeyenler Hak Muhammed Ali’ye salavat getirir.)
Böylece Cenaze töreni sona erer.
5- MEZARA KOYMA
Daha sonra Hakk’a yürüyen can mezara konur. Üzeri yarım çatı şeklinde kapatılır.Bu sırada dede GÜLBANK VERİR.
” Ey sonsuz keremli Yüce tanrım. Divanına geldik, darına durduk. Ya Hakk…Dualarımızı, Muhammed Mustafa aşkına, Aliyyel Murteza aşkına, On İki İmamlar aşkına kabul eyle…
Ya Hakk… Kusurlarımıza bakma, Gönlümüze kin, kibir, gammazlık, garezlik, hasetlik sokma. Kalbimizi kara, yüzümüzü yara etme. Hastalarımıza şifa, detlerimize deva eyle.
Ya Hakk… Görünür , görünmez kazadan, beladan, şerden, münkirden, nursuzdan, pirsizden, yolsuzdan bizleri koru. Bizlerden doğacak zümreyi İnsan-ı Kamil eyle Ehli-beyt davasının gönül erlerinden eyle. Ya Hakk… Evlat isteyene evlat, nimet isteyene nimet, kısmet isteyene kısmet nasip eyle. Ya Hakk… Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket ihsan eyle. Ya Hakk…Don değiştiren, Hakk’a yürüyen ana – baba, konu – komşu, çoluk – çocuk, kimsesi olmayan , mezar taşı dahi belli olmayanların gönül defterine kaydeyle ya Hakk…
Yücelerden yüce Ya Hakk…
Okuduğumuz gülbankları, duaları Nebilerin, Velilerin Muhammed Ali’nin gönül defterine kaydeyle ya Hakk. Ya Hakk, Kerbela’da biat etmeden canını verenlerin ruhlarına hediye eyledik, kabul eyle ya Hakk.On İki İmamın, Ehl-i Beyt’in gönül defterine kaydeyle ya Hakk. Ya Hakk… Muhammed Ali yolunda can verenlerin, çilesini çekenlerin aziz ruhlarına hediye eyledik gönül defterlerine kaydeyle ya Hakk… İnsanlığa ışık tutanların, Hallac-ı Mansurların, Seyyit Nesimilerin, Pir Sultanların ve insanlık yolunda,hak yolunda, halk yolunda can veren şehitlerin ruhuna hediye eyledik, gönül defterine kaydeyle ya Hakk…
Hakk’a yürüyen , sana doğru uçan, sana doğru yolculadığımız ………….Can’ın gönül defterine kaydeyle ya Hakk…
Bu gülbanktan sonra Dede, son olarak hazırda bulunan canlara bildikleri bir duayı okumalarını öğütler ve cenaze töreni biter.( Cenaze törenlerinde Fatiha okunması mecburiyeti yoktur. İmam Cafer Buyruğu, bilinen bir duayı, genellikle salavat getirmeyi, ve On İki İmam’ın adını sayıp bilinen bir dua ile söylenmesini öğütler.)
Dede bu tören sonrasında Hakk’a yürüyen Can’ın evine hane halkı ve yakın akrabalarını toplar. Hakk’a yürüyen Can’ın vasiyeti varmıdır? diye sorar. Borcu var mıdır? diye sorar. Var ise dedenin huzurunda açıklanır. Borcu varsa ödeme şekli kararlaştırılır. Rızalık alınır. Cenaze töreni ardından katılanlara lokma verilir.Cenaze evine birkaç gün komşular tarafından yemek verilir, ev işleri yapılır.

Alevilik

Alevi Hak ve İhlalleri

Alevi Hak İhlalleri

Aşağıda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası , diğer yasalar ile kararname ve yönetmeliklerde Alevilerin haklarının aleyhinde yer alan hususlar ile Türkiye Cumhuriyeti tarafından imzalanan çeşitli Uluslararsı belgeler bulunmaktadır. Diğer taraftan Alevilerin Anayasa ve Uluslararası belgelerden kaynaklı (verilmeyen veya yok sayılan ) hakları yer almaktadır.


ANAYASA
Cumhuriyetin nitelikleri
Madde : 2 – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
Kanun önünde eşitlik
Madde : 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü
Madde : 11 – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
Madde : 12 – Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.
Din ve vicdan hürriyeti
Madde : 24 – Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.
Düşünce ve kanaat hürriyeti
Madde : 25 – Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.
Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti
Madde : 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.
(Değişik: 3.10.2001- 4709/9 md.) Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. ( Üçüncü fıkra mülga:
3.10.2001 –4709/9 md.)
Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.
(Ek : 3.10.2001- 4709/9 md.) Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil şart ve usulleri kanunla düzenlenir.
Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma
Madde : 90 – /son fıkra
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz.
Diyanet İşleri Başkanlığı
Madde : 136 – Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirir.
633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA YASA
Madde : 1- İslam Dini’nin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
2820 SAYILI SİYASİ PARTİLER YASASI
Madde: 89 – Siyasi partiler, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, genel idare içinde yer almasına ilişkin Anayasa’nın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı amaç güdemez.
442 SAYILI KÖY YASASI
Madde : 2 – Cami, mektep, otlak, yaylak, baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar bağ ve bahçe ve tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil ederler. (…)
Madde : 13- Köylünün Mecburu İşleri Şunlardır
(…)
14 – Köyde bir mescit yapmak ( yeniden yapılacak ise köy meydanının bir tarafına yapılacaktır.)
1587 SAYILI NÜFUS YASASI
Madde : 43 – Aile kütükleri; ailenin bütün fertlerinin cinsiyetini, adı, soyadı, baba ve anası adıyla soyadlarını, sağ olup olmadıklarını, il ve ilçe itibarıyla doğum yeri ve tarihlerini, vücutlarındaki belirli değişikliklerini, dinini, okur-yazar olup olmadıklarını, medeni hallerini ve diğer şahsi hal değişikliklerini ihtiva eder. (…)
6785 / 3194 / 4928 SAYILI İMAR YASASI
Madde : 18
(…)
Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz.
(…)
2981 SAYILI İMAR VE GECEKONDU MEVZUATINA AYKIRI YAPILARA UYGULANACAK BAZI İŞLEMLER VE 6785 SAYILI İMAR YASASI’NIN BİR MADDESİNİN DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA YASA
Ek Madde : 3 – ( 22.5.1986- 3290 Sayılı Yasa madde :15)
İbadet yerleri, mescit, türbe gibi yerlerin sınırları içinde kalan veya bu yerlerin sınırları içinde kalmamakla beraber eserlerin bütünlüğünü bozan yapılar korunamayacak yapılar olup, bunlara tapu veya tapu tahsis belgesi verilmez. Ancak, bu hak sahiplerine başka yerden öncelikle arsa tahsis edilir.
3402 SAYILI KADASTRO YASASI
Kamu Malları :
Madde : 16- Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden;
a) Kamu hizmetinde kullanılan bütçelerinden ayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan resmi bina ve tesisler ( Hükümet, belediye, karakol, okul binaları, köy odası, hastane veya diğer sağlık tesisleri, kütüphane, kitaplık, namazgah, cami, genel mezarlık, çeşme, kuyular, yunak ile kapanmış olan yollar, meydanlar, pazar yerleri, parklar ve bahçeler ve boşluklar ve benzeri hizmet malları) kayıt, belge veya özel kanunlarına göre Hazine, kamu kurum ve kuruluşları, belediye, köy veya mahalli idari , birlik, tüzel kişiliği adlarına tesbit olunur.
(…)
667 SAYILI TEKKE VE ZAVİYELERLE TÜRBELERİN SEDDİNE VE TÜRBEDARLAR İLE BİR TAKIM ÜNVANLARIN MEN VE İLGASINA DAİR YASA
Madde : 1- Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak şeyhının tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilumum tekke ve zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temmellük ve tasarrufları baki kalmak üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulu mevzuası dairesinde filhal cami veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir.
Alelumum tarikatlerle şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimali ile bu unvan ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde salatine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaata müstenit olanlarla bilumum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Seddedilmiş olan tekke veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olamamak üzere hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdi ile cezalandırılır.
( 10.06.1949 tarih ve 5438 sayılı kanunun 1 inci maddesiyle eklenmiştir.) Şeyhlik, Babalık ve Halifelik gibi mensupları arasında baş mevkiinde bulunanlar altı aydan az olmamak üzere hapis ve 500 liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezasından başka bir yıldan aşağı olmamak üzere sürgün cezası ile cezalandırılırlar.
(01.03.1950 tarih ve 5566 sayılı kanunun 1 inci maddesi ile eklenmiştir.) (07.02.1990 tarih ve 3612 sayılı kanunun 5inci maddesi ile değişen şekli ) Türbelerden, Türk Büyüklerine ait olanlarla büyük sanat değeri bulunanlar Kültür Bakanlığı’nca umuma açılabilir. Bunlara bakım için gerekli memur ve hizmetliler tayin edilir. 
765 SAYILI TÜRK CEZA YASASI
Din Hürriyeti Aleyhinde Cürümler
Madde : 175 – ( Değişik : 20.05.1987 –3369/1 md.)
Dinlerden birine ait dini işleri veya ibadet veya ayinin yapılmasını men ve ihlal eden kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.
Fiilin işlenmesi sırasında cebir, şiddet, tehdit veya hakaret vaki olmuş ise, faile bir yıldan iki yıla kadar hapis ve on bin liradan elli bin liraya kadar para cezası verilir.
Allah’a veya dinlerden veya bu dinlerin peygamberlerinden veya kutsal kitaplarından veya mezheplerinden birine hakaret eden veya bir kimseyi dini inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya alan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır para cezası verilir.
Üçüncü fıkrada yazılan suçlar, basın ve yayın yoluyla işlenirse ceza bir misli artırılarak hükmolunur.
Birinci fıkrada yazılı suçların basın ve yayın yoluyla teşvik ve tahrik edilmesi halinde aynı ceza uygulanır.
Madde : 176 – (Değişik: 20.05.1987/ 3369/2 md.)
Dinlerden birini tahkir maksadıyla bu dinlerce kutsal sayılan mabetleri, mezarları, buna benzer yerleri veya bu yerlerdeki eşyayı yıkan, bozan veya diğer bir suretle zarar veren kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin liradan yüz bin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır.
Din görevlilerinin görevleri esnasında veya görevlerini yapmalarından dolayı kendilerine karşı bir cürüm işlendiği takdirde bu cürümün kanunen belli olan cezası altıda bir oranında arttırılarak hükmolunur.
5237 SAYILI TÜRK CEZA YASASI
Kabul Tarihi : 26 Eylül 2004
Yürürlük Tarihi : 1 Nisan 2005
İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme
Madde : 115 – (1) Cebir veya tehdit kullanarak, bir kimseyi dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya veya değiştirmeye zorlayan ya da bunları açıklamaktan, yaymaktan meneden kişi, bir yıl üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Dini ibadet ve ayinlerin toplu olarak yapılmasının, cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla engellenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre ceza verilir.
Hakaret
Madde : 125 –(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin en az üç kişi ile ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(…)
(3) Hakaret suçunun;
(…)
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
işlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama
Madde : 216 – (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kamunun güvenliği için tehlikeli tarzda kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Soruşturma ve Kovuşturma Koşulu
Madde : 131- (1) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikayetine bağlıdır.
(2) Mağdur, şikayet etmeden önce ölürse veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir.
BAKANLAR KURULU KARARI
Karar Sayısı : 2002/ 4100
“Elektrik abonesi bazı kişi ve kuruluşların 8.1.2002 tarihli 4736 sayılı kanunun 1 inci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf tutulması ve uygulama esaslarının düzenlenmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 15.03.2002 tarihli 4522 sayılı yazısı üzerine, 4736 Sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile 8.6.1984 tarihli ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 35 inci maddesine göre Bakanlar Kurulu’nca 12.4.2002 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Tanımlar
Madde : 1……………………………
İndirimli Tarifeden yararlanan kişi ve kurumlar
Madde : 2 –a)……………………..
……………………..
f) İbadethaneler ( cami, mescit, kilise, havra ve sinagog ) ve genel aydınlatma yerleri (il, ilçe, belde ve köylerdeki cadde ve sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerler.)
Madde : 3- a) …………………….
…………………….
f) 2002 yılı içerisinde bu Karar’ın 2 nci maddesinin (f) bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik enerjisi yıllık giderleri belediye sınırları içerisinde ilgili belediye, belediye sınırları dışında ilgili özel idare bütçesinden, ibadethanelerin elektrik enerjisi yıllık giderleri de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın takip eden yılı bütçesinden konularak ödeneklerden karşılanır.
İbadethane ve genel aydınlatma yerlerine 19.1.2002 tarihinden itibaren içme ve kullanım suyu abone grubu ortalama satış fiyatı uygulanır.
2002 yılı içerisinde ibadethane ve genel aydınlatma yerleri için ölçülen tüketim bedeli gelir kaybı tutarı olarak belirlenir.” denmesine ve “cemevleri”ni kapsam dışı bırakmasına karşılık Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun 21.03.2003 gün ve 112 sayılı kararı ile çıkartılan Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nde ise;
“1.1.7 Aydınlatma
a) İbadethane Aydınlatması: Toplumun ibadetine açılmış ve ücretsiz girilen yerlerdir. (cami, mescit, kilise, havra, sinagog ve cemevi)” denilmektedir.
24 Mayıs 1985 gün ve 18763 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Camilerin Bakımı, Onarımı, Temizlik ve Çevre Tanzimi Yönetmeliği’nin 1. amaç maddesinde de ibadethane olarak yalnızca Cami ve Mescit esas alınmıştır.
· Avrupa Birliği sürecinde bazı yasalarda değişiklik yapılarak yeni düzenlemelere gidilmişse de temel yaklaşımda bir değişiklik olmamıştır. Çoğu yasa maddelerinde “cami sözcüğü çıkarılıp, yerine “ibadethane” ya da “ibadet yeri” konmuşsa da, bunlardan amacın yine “cami” olduğu bu Bakanlar Kurulu Kararı’ndan açıkça anlaşılmaktadır. 2002 / 4100 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda ibadet yeri olarak cami, mescit, kilise, havra ve sinagog sayılmasına karşın “cemevi” sayılmamıştır. Oysa “cemevi” Alevilerin inanç ve kültürlerini yaşattıkları önemli bir inanç kurumudur.
· Türkiye’de sayıları 20 milyon olarak kabul edilen Alevilerin inanç ve ibadet yeri olarak kabul ettikleri “cemevi” bu kararın kapsamı dışında bırakılmıştır.
· Yasaların çoğunda Cumhuriyet’in temel ilkelerinden biri olan “laiklik” ilkesini temel alan Anayasa’nın 2.maddesine aykırılıklar bulunduğu gibi, Anayasa’nın 24.ve 136.maddeleri de 2.maddeye aykırıdır.
ULUSLARARASI BELGELER
DEVLETE NEGATİF VE POZİTİF YÜKÜMLÜLÜKLER YÜKLEYEN BELGELER
a) Devlet’e, ülkesinde yaşayan ve vatandaşı olanlar için ırk, renk,cinsiyet, dil,din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım yapılmadan tüm hak ve özgürlüklerden yararlanmaları ve yasa tarafından eşit olarak korunmaları, kişiye kendi inancı doğrultusunda eğitim verme yükümlülüğü başka inançlara saygılı davranma ve olanak sağlama gibi pozitif yükümlülük,
b) Ayrım ve ayrıcalık gözetmeme, temel hak ve özgürlüklere dokunmama, kişiye veya bir gruba inancı dışında eğitim vermeme, onları dışlamama, baskıda bulunmama ve kısıtlama getirmeme gibi negatif yükümlülük,
getiren sözleşme ve bildirgelereden;
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ
Paris / 1948
Madde : 2/ 1- Herkes ırk,renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir.
Madde : 7 – Herkes yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit korunmaya hakkı vardır. Herkes, bu Bildirge’ye aykırı herhangi bir ayrımcılığa ve ayrımcı kışkırtmalara karşı eşit korunma hakkına sahiptir.
Madde : 18 – Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancının tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama serbestliğini kapsar.
Madde : 26 – (…)
Eğitim, insan kişiliğinin tam geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında, hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ve Birleşmiş Milletler’in barışı koruma yolundaki etkinliklerini güçlendirmelidir.
Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir.
AVRUPA İNSAN HAKLARINI VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİ KORUMA SÖZLEŞMESİ
Roma / 1950
Madde: 9/1- Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğü ile din ile inancını tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve gözetme yoluyla açıklama özgürlüğünü de kapsar.
2- Din ve inancı açıklama özgürlüğü, ancak demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin gerekleri, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olan ve yasayla konulan sınırlamalara bağlıdır.
AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE EK 1 NO’LU PROTOKOL
Paris / 1952
Madde: 2- Hiç kimsenin eğitim hakkı yadsınamaz. Devlet, eğitim ve öğretim ile ilgili üzerine aldığı görevleri yerine getirirken anne ve babaların çocuklarına, kendi dini ve felsefi inançlarına uygun olan bir eğitim ve öğretimin verilmesini isteme hakkına saygı gösterir.
EKONOMİK, TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL HAKLAR
ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ
New York / 1966
Madde 2/1 (…)
2- Bu Sözleşmeye taraf olan Devletler, bu Sözleşmede öne sürülen hakların ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet, doğuş ya da başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin uygulanacağını güvenceye bağlamayı üstlenir.
(…)
Madde 13/3- Bu Sözleşmeye taraf Devletler, ana babaların ya da – kimi durumlarda – yasal vasilerin, Devlet tarafından kurulanların dışında Devletçe konmuş ya da onanmış belli eğitim ölçülerine uyan okullar seçme özgürlüklerine saygı göstermeyi ve çocuklarının kendi inançları doğrultusunda ahlak ve din eğitimini görmelerini sağlamayı üstlenir.
KİŞİSEL VE SİYASAL HAKLAR ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ
New York / 1976
Madde: 18/1 Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, herkesin bir dine sahip olma ya da kendi seçtiği bir inancı benimseme özgürlüğü ile din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık ya da özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme yoluyla açıklama özgürlüğünü de içerir.
2- Hiç kimseye bir din ya da inanca sahip olma ya da seçtiği bir din ya da inancı benimseme özgürlüğünü zedeleyici baskıda bulunulamaz.
3- Din ya da inanç açıklama özgürlüğüne ancak, yasayla konulan ve kamu güvenliğini, kamu düzenini ve sağlığını ya da genel ahlakı ya da başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli olan sınırlamalar getirilebilir.
4- Bu Sözleşmeye taraf Devletler, ana babanın ve kimi durumlarda yasal vasilerin, çocuklarını kendi inançları doğrultusunda din ve ahlak eğitimi görmelerini sağlama özgürlüğüne saygı göstermeyi üstlenir.
Madde: 24/1 Her çocuğun; ırk, renk, cinsiyet, dil, din,ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya da doğuşça herhangi bir ayrım yapılmaksızın ailesi, toplum ve Devlet tarafından erginleşmemiş konumunda olmanın gerektirdiği koruma önlemlerine hakkı vardır.
(…)
Madde 26- Herkes, yasa önünde eşittir ve ayrım gözetilmeksizin yasa tarafından eşit olarak korunma hakkına sahiptir. Bu konuda, yasa herhangi bir ayrım yapılmasını yasaklar ve herkesin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, ve siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya da doğuşça herhangi bir ayrıma karşı eşit ve etkin biçimde korunmasını güvenceye bağlar.
Madde 27- Etnik ya da dinsel azınlıklarla dil azınlıklarının bulunduğu Devletlerde bu azınlıklardan olan kişilerin gruplarındaki öteki üyelerle birlikte topluluk olarak kendi kültürlerinden yararlanmak, kendi dinlerini açıklamak ve uygulamak ya da kendi dillerini kullanmak hakları yadsınamaz. (*)
___________________________________________________________________________(*) Türkiye, Sözleşmenin bu maddesine çekince koymuştur.
HELSİNKİ SONUÇ BELGESİ
Helsinki/ 1975
(10 TEMEL İLKE)
1. Devletlerin egemen eşitliği ve egemenliğin özündeki haklara saygı
2. Tehdit veya kuvvete başvurmamak
3. Sınırların dokunulmazlığı
4. Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı
5. Uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümü
6. İçişlerine karışmamak
7. Düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlükleri de dahil olmak üzere, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı
8. Halkların hak eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı.
9. Devletler arasında işbirliği
10. Uluslararası hukuk çerçevesinde üstlenilen yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi.
DÜŞÜNCE, VİCDAN DİN YA DA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ DAHİL
İNSAN HAKLARINA VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİNE SAYGI
Katılan Devletler ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkes için düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü dahil insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı gösterir.
Her biri insan kişiliğinin niteliğindeki onurdan doğan ve bu kişiliğin özgür ve tam gelişmesi için temel olan kişisel, siyasal, ekonomik, toplumsal, kültürel ve öteki hakların etkin biçimde kullanılmasını güdüleyerek özendirir. Bu çerçeve içinde katılan Devletler, bireyin tek başına ya da başkalarıyla birlikte kendi vicdanı uyarınca din ya da inancını açıklama ve uygulama özgürlüğünü tanır ve ona saygı gösterir.
Ülkelerinde ulusal azınlıklar bulunan katılan Devletler, bu azınlıklardan olan kişilerin yasa önünde eşitlik hakkına saygı göstererek onlara insan hakları ve temel özgürlüklerden, gerçekten yararlanmaları için tam fırsat tanır ve bu amaçla bu alandaki yasal çıkarlarını korur.
(…)
AGİK (AGİT) PARİS ŞARTI
Paris / 1990
YENİ BİR DEMOKRASİ BARIŞ VE BİRLİK ÇAĞI
(…)
Her bireyin düşünce, vicdan ve din ya da inanç özgürlüğüne; ifade özgürlüğüne, dernek kurma ve sükunu bozmayan bir şekilde toplanma özgürlüğüne; yer değiştirme özgürlüğüne hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi bir şekilde tutulamayacağını ya da tutuklanamayacağını; işkence ya da öteki acımasızca, insana yaraşmayan ya da insanı alçaltan bir işlem ya da cezalandırmaya uğratılamayacağını, keza herkesin haklarını bilmeye ve haklarına dayanarak hareket etmeye; hür ve adil seçimlere katılmaya; tek başına ya da ortaklaşa mal ve mülk sahibi olmaya ve bireysel girişimlerde bulunmaya; iktisadi toplumsal ve kültürel haklardan yararlanmaya hakkı olduğunu hiçbir ayrım yapmaksızın belirtiriz.
Bir ulus içindeki azınlıkların soy, kültür, dil ve din yönünden sahip oldukları kimliğin korunacağını ve azınlıklara mensup kişilerin hiçbir ayrım yapılmaksızın kanun önünde tam bir eşitlik içinde bu kimliği serbestçe dile getirmek, korumak ve geliştirmek hakkına sahip olduklarını belirtiriz.
Haklarının herhangi bir şekilde zedelenmesi karşısında herkesin ulusal ya da uluslararası her türlü etkin çarelere başvurabilmesinin sağlayacağız.
Bu ilkelere tam bir saygı, yeni Avrupa’yı üzerine kurmaya çalışacağımız sağlam bir temeldir. Devletlerimiz demokratik kazançları geri çevrilemez kılmak amacıyla birbirleriyle işbirliği edecek ve birbirlerini destekleyeceklerdir.
(…)
İNSANİ BOYUT
(…)
Her çeşit ırki ve etnik nefret, Yahudi aleyhtarlığı, yabancı düşmanlığı ve kim olursa olsun insanlara farklı muamele edilmesine karşı mücadele etmek ve keza dini ve ideolojik nedenlerle insanlara eziyet edilmesine karşı mücadele etmek konusundaki azmimizi ifade ederiz.
(…)
KOPENHAG TOPLUMSAL KALKINMA DEKLERASYONU
Kopenhag/ 1995
( EYLEM PLANI )
FARKLI ÖZELLİKLERE SAHİP BİREY VE GRUPLARA KARŞI AYRIMCILIK YAPMAMAK, HOŞGÖRÜLÜ VE SAYGILI DAVRANMAK VE HER FARKLILIĞIN KENDİNE GÖRE BİR DEĞERİNİN OLDUĞUNU KABUL ETMEK.
73- Ulusal ve uluslararası düzeylerde, ayırımcılığı ortadan kaldırmak, farklı özelliklere sahip birey ve gruplara hoşgörülü ve saygılı davranma tavrını geliştirmek ve farklılıkların kendine göre bir değerinin olduğunu kavramak gerekmektedir. Bunun için yapılması gerekenler şunlardır:
a)- Bütün biçimleriyle ırkçılık, ırkçı ayırımcılık dinsel hoşgörüsüzlük yabancı düşmanlığı ve bütün biçimleriyle toplumsal yaşantının her alanında ayırımcılık ile mücadelede gereken yasaların ve başka düzenlemelerin kabul edilerek uygulanması,
(…)
ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ (*)
New York/ 1959

Alevilik

Temel Taleplerimiz

Temel Taleplerimiz


Aleviler’ in canıyla , malıyla verdiği top yekün mücadele sonucunda, tüm Anadolu halkıyla birlikte kurdukları, Türkiye Cumhuriyetinden talepleri.


1- Cem evleri Alevilerin İnanç merkezidir. Cem evleri diğer İbadethaneler (Cami, kilise, havra, sinagog, mescit) gibi yasal bir statüye kavuşturulmalıdır.
2- Okullarda okutulan ve Alevi çocuklarını da asimle eden ‘’Zorunlu Din Dersleri’’ kaldırılmalıdır.
3- Laik bir ülkede olmaması gereken Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır.
4- Alevi Köylerine Cami yaptırma uygulamasına son verilmeli ve Alevi Köylerindeki İmamlar geri çekilmelidir.
5- Madımak Oteli utanç- ibret müzesi olmalıdır.
6- Alevilerin Serçeşmesi olan Hünkar Bektaş Veli Dergahı ve Diğer Alevi Bektaşi Dergahları Alevi kurumlarına teslim edilmelidir.


EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI İSTİYORUZ


1-ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASI TALEBİ 
Zorunlu Din Dersleri Kaldırılmalıdır


12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından 19 Ekim 1981’de; din dersleri fiilen zorunlu hale getirildi. 1982 Anayasa’sının 24. maddesi ile de anayasal güvenceye kavuşturuldu. 
1982 Anayasası, anti-demokratik koşullarda hazırlandı ve her alanda anti-demokratik bir sistemin inşası için kabul edildi. Toplum bu amaç doğrultusunda şekillendirilmeye başlandı. 
1982 Anayasası birçok alanda olduğu gibi, “din ve inanç özgürlüğü” alanında da devleti belirleyici hale getirdi. Bununla da yetinmedi kendisinin tercih ettiği ve Yeşil Kuşak Projesi’nin[1] bir gereği olarak “Sünni/İslam” anlayışını sistemli bir şekilde topluma dayatmaya başladı.
Bu dayatmanın başlıca aracı olan “zorunlu” Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın denetiminde, “Sünni” anlayışa göre hazırlandı ve çocukların dini eğitimine geçildi. Bu ders ile başta Aleviler olmak üzere, farklı dini ve felsefi inanca mensup yurttaşların; dini ve felsefi inançları yok sayıldı, çocukları ayrımcılığa tabi tutularak; kendi kültürel değerlerinden, dini inanç ve felsefi görüşlerinden koparıldı, öz kültürlerinden uzaklaştırıldı ve bireyi oldukları topluma yabancılaştırıldı.


İlköğretimde okutulması zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi, öz itibariyle laiklik ilkesine aykırıdır. Ancak “Atatürkçü” geçinen cunta liderleri; “Atatürkçülük” ve “laiklik” adına, zorunlu din dersi uygulamasını, genç nesilleri dönüştürme ve asimile etme aracı olarak gördüler. Cumhuriyetin temel ilkesi olan laiklik ilkesini de, bu uygulama ve düzenleme ile sürekli ihlal ettiler.
Zorunlu Din Dersi uygulaması ile pedagoji de (eğitim bilimi ve çocuk psikolojisi) hiçe sayıldı. Bilim dışı uygulamalar ve hurafeler “çağdaş” eğitim olarak genç nesillere sunuldu. 
Çağdaş toplumların eğitim sistemlerinde kabul edilen; “nesnellik, çoğulculuk ve demokratik toplumun gereklerine uygunluk” ilkesi görmezden gelindi. Anayasanın “Eğitim ve Öğretim Hakkı ve Ödevleri” üst başlıklı 42. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; “eğitim ve öğretim… çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre… yapılır” düzenlemesi yok sayıldı. Sünni/İslam propagandası esas alındı.
Uygulamaya konulduğu günden bugüne kadar, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi ile Alevi yurttaşların inançları hiçe sayıldı. Çocukları “Sünni/İslam” inancına göre yeniden şekillendirildi. “Sünni/İslam” inancının gereği/uygulaması olan “namaz kılma” Alevi çocuklarına zorla öğretildi. Aynı şekilde Alevi çocukları Ramazan ayında zorla “oruç tutmaya” zorlandı. Bu zorlamaya uymayan Alevi öğrenciler, dersin öğretmeni veya okul idaresi tarafından sınıflarda, diğer arkadaşlarının önünde azarlandı, hakarete uğradı, küçük düşürüldü. Hatta yer yer dövüldüler. Binlerce Alevi çocuğu, kendi dini inançlarına ve ritüellerine ters olan bu bilgi ve uygulamalar sonucunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden sınıfta bırakıldı.


Saydığımız uygulamalara kaynaklık eden 1982 Anayasası’nın 24. maddesi; içeriği, niteliği, varlığı ve yol açtığı sonuçlar itibariyle, bütünüyle laiklik ilkesine ve bu ilkenin gereklerine; temel hak ve özgürlükleri düzenleyen ulusalüstü sözleşmelere ve bildirgelere aykırıdır. 
Özelikle Anayasa’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmü; din ve vicdan özgürlüğünün ihlali niteliğindedir. 


Mayıs 2004’te yapılan değişiklik ile Anayasa’nın 90. maddesine; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır“ son fıkrası eklendi. Bu değişiklik ile Temel Hak ve Özgürlüklere ilişkin sözleşmelere kanun hükmü niteliği kazandırıldı. İç hukuk ile çatışması halinde uygulama önceliği verildi. Anayasanın 90. maddesindeki bu değişiklik sonrasında Anayasanın 24. maddesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. maddesine, Ek 1 Nolu Protokolün 2. maddesine, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 18. ve 27. maddelerine, Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 29. ve 30. maddelerine aykırı hale geldi. Yine bağlayıcılığı olmamakla birlikte, etik uygulama ilkeleri niteliğindeki Birleşmiş Milletler Din ya da İnanca Dayalı Her Türlü Hoşgörüsüzlük ve Ayrımcılığın Kaldırılması Bildirgesi’nin 5/2. maddesindeki; “Çocuk, …ana babasının ya da yasal vasisinin isteklerine karşı din ve inanç öğretimi almaya zorlanamaz” hükmüne aykırı hale geldi. 


Tarafı bulunduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 9/1. maddesi ile “düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkı”nı düzenlemektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi; “düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkını” aynı zamanda temel insan hakları arasında kabul etmektedir. Bununla da yetinmemekte düşünce, din ve vicdan özgürlüğünü, demokratik toplumun temellerinden birisi olarak görmekte ve amaçlamaktadır. Bu amaç; laiklik ilkesinin doğal sonucu olarak devletin, belirli bir dini, resmi din olarak kabul etme yükümlülüğünü de ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla devletin, herhangi bir dini veya inancı, zorunlu olarak öğretmesini de öngörmemekte ve yasaklamaktadır.


Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1 Nolu Protokolün 2. maddesi “eğitim ve öğretim hakkı”nı düzenlemektedir. Bu madde; “Hiç kimsenin eğitim hakkı yadsınamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında üstlendiği görevleri yerine getirirken ana babaların kendi dinsel ve felsefi inançlarına uygun bir eğitim ve öğretim sağlama hakkına saygı gösterir” hükmünü içermektedir. Bu düzenleme, eğitim ve öğretimin niteliğini ve kapsamını belirleme yetkisini devlete bırakmaktadır. Ancak buna paralel olarak sözleşmeye taraf devletin, çocukların eğitiminde ana-babanın tercihlerine saygı göstermesi gerektiğini de belirtmekte ve bu hakkı güvenceye kavuşturmaktadır.


Sözleşmede Taraf Devlete tanınan eğitim ve öğretimin niteliğini ve kapsamını belirleme yetkisi; devletin istediği dini veya inancı, resmi ve zorunlu olarak öğreteceği anlamına gelmemektedir. Tanınan yetki sistematik şekilde belirli bir dogmatik görüşün öğretilmesinden ziyade, demokratik toplumun gereklerine uygun, ideolojik ve tekçi olmayan eğitim ve öğretim hakkından herkesin eşit yararlanmasının sağlanmasıdır.


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin; Kjeldsen/Danimarka, Campbell ve Cosan/Birleşik Krallık ve Zengin/Türkiye kararları; din öğretiminin belli bir doktrini iletmemesi, “programdaki bilgi ve bulguların nesnel, eleştirel ve çoğulcu biçimde yapılmasına dikkat edilmesi” gerektiği yönündedir. Yine bu kararlar; “eğitimsel çoğulculuk ilkesi” gereği çocuğun ana babasının dini veya felsefi inançlarına saygısızlık olarak değerlendirilebilecek nitelikte belli bir fikrin aşılanması amacını güdecek yaklaşımı yasaklamaktadır. 


Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Angelini/İsveç ve Darby/İsveç kararlarında; AİHS’nin 9. maddesinin, aynı zamanda, zorunlu din bilgisi dersi bulunan okullarda, bu eğitimden muaf tutulma olanağının tanınması gerektiğini vurgulamıştır.


Bu itibarla Sözleşmeye ve Ek 1 Nolu Protokole taraf bulunan Türkiye’nin, “zorunlu din eğitimi” uygulamasını ve mevcut Anayasa’nın 24. maddesindeki düzenlemeyi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhine verdiği kararına[2] ve içtihatlarına[3] rağmen sürdürmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. maddesindeki “düşünce, din ve vicdan özgürlüğü hakkı”na aykırıdır. Bu uygulama ve yasal düzenleme Ek 1 Nolu Protokolün 2. maddesindeki “eğitim ve öğretim hakkı”na da aykırı ve sürekli ihlali niteliğindedir. Bu mevcut durum aynı zamanda Türkiye’nin yargı yetkisini tanıdığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yargı yetkisinin de ihlali niteliğindedir. 


Türkiye’nin, “zorunlu din eğitimi”ni içeren Anayasa’nın 24. maddesindeki düzenlemeyi; kendi mahkemelerinin verdiği kararlara[4] rağmen sürdürmesi, Alevi çocuklarını asimile ederek zorla Sünnileştirme yönündeki uygulamaya devam etmesi; Türkiye’nin demokratik bir Devlet değil, bilakis tekçi ve dinci bir devlet olduğunun açık kanıtı niteliğindedir. Zira devletin, zorunlu din dersi uygulamasında bu kadar ısrarcı davranmasının ve direnmesinin başkaca izahı yoktur. Türkiye bu ayıptan biran önce kurtulmalıdır.


Hedeflediği muasır medeniyet seviyesine ulaşmış bulunan günümüz Demokratik Devletleri; yurttaşlarının kendi kültürlerini yaşatmaları, geliştirmeleri ve kimliklerinin asli unsurlarını, yani din, dil, gelenekler ve kültürel miraslarını korumaları için gerekli koşulları sağlamayı taahhüt eder. Bunu gerçekleştirmelerini sağlar. Bu itibarla toplumdaki mevcut farklılığı yani çok kültürlülüğü korumayı öngörürler. 


Yine demokratik devletler; yurttaşların asimilasyonunu amaçlayan politika ve uygulamalardan kaçınırlar. Bu kişileri; asimilasyonu amaçlayan her türlü eyleme karşı da korurlar. Demokratik Devletler; bu yaklaşım ile toplumsal entegrasyonu değil, ama asimilasyonu yasaklamaktadırlar. 
Demokratik toplumlar, devletin belli bir dinsel öğretiyi tüm vatandaşlarına zorunlu olarak öğretmesini de asimilasyon olarak görmekte ve yasaklanması gerektiğine inanmaktadırlar.
Türkiye; zorunlu din dersi uygulaması ile asimilasyonu amaçlamadığını ve hedeflemediğini, zaman yitirmeden gerçekleştireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalar ile göstermelidir. Aksi durumda üyesi olmayı amaçladığı Avrupa Birliği’nin üyesi olma yeterliliğine ve kapasitesine sahip olmadığını bir kez daha teyit etmiş olacaktır. 


Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Çözüm Önerisi


Devletçe bir asimilasyon aracı olarak kullanılan; zorunlu din dersleri eğitimine ilişkin uygulama, Alevi çocukları için aynı zamanda bir zulümdür. Bu zulme ve asimilasyona bir an önce son verilmelidir. İlköğretim 4. sınıftan itibaren zorunlu olarak okutulan “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi, eğitim programından derhal çıkarılmalıdır. 


Bu itibarla; 
(1) Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi yerine; ilköğretim 7. sınıftan itibaren 11. sınıfa kadar; “Din Dersi” adıyla değil, “Din Bilgisi Dersi” adıyla; talepte bulunan ebeveynin çocuğuna “dini veya felsefi inancının” öğretilmesini amaçlayan, “objektif, çoğulcu ve demokratik toplumun gereklerine aykırı olmayan” bir eğitim, seçmeli ders kapsamında verilmelidir. 


(2) Seçmeli olarak verilecek bu derse öğrenci; velisinin talebiyle ancak katılabilmelidir. Ebeveynin talebi derse “katılmaya” yönelik beyan içermelidir. Yani ebeveynin talebi derse “katılmamaya” yönelik beyan içermemelidir. Zira ebeveynin talebinin derse “katılmamaya” bağlanması demek, bu dersin fiilen zorunlu olması demektir. Bu sonucu doğurabilecek yöntemlere izin verilmemelidir. 


(3) Seçmeli olarak verilecek bu ders; mevcut eğitim programında yer verilen derslerin saatlerini azaltmayacak şekilde düzenlenmeli, sınıf geçmede etkili olmamalı ve bu derse ait notlar, yılsonu not ortalamasına etki etmemelidir.


(4) İlköğretim 7. sınıftan itibaren 9. sınıfa kadar okutulacak dersin programı; bütün dinler hakkında nesnel bilgiler içerecek şekilde; herhangi bir din ve inanca ait ayet, dua vb. şeyler ezberletilmeden, uygulamaya geçirme amaçlı ibadet şekli gösterilmeden; dinlerin ve inançların sahip oldukları ritüeller, bunların ortaya çıkış koşullarının, tarihsel ve toplumsal zeminlerinin tartışıldığı, karşılaştırmaların yapıldığı ve bu konuların felsefi ve toplumsal sorunlarla bağlantı kurularak ele alındığı bir içerikte olmalıdır. 


(5) Lisenin ilk yılı olan 9. sınıftan 11. sınıfa kadar okutulacak dersin programı; toplumda var olan inançlara dair nesnel, eleştirel ve çoğulculuk prensibi temelinde bilgilere de yer vermeli ve ilgili inanç bilginlerinin katılımıyla hazırlanması kaydıyla, inançlara ilişkin uygulamaya dönük bilgilerin de verildiği içerikte olmalıdır. 


(6) Bu dersin eğitimi verilirken; “din veya felsefi inanç” propagandası yapılmamalıdır. Devlet, tüm dini ve felsefi inançlara eşit uzaklıkta, kör, sağır olmalı ve tarafsız davranmalıdır. 


(7) Dersin müfredatı hazırlanırken her dinin veya felsefi inancın mensuplarının görüşlerinin alınması sağlanmalıdır. Dersin içeriği; konunun uzmanları, araştırmacılar, uygulayıcılar, kurumlar ile birlikte, interdisipliner yöntemle hazırlanmalı ve belirlenmelidir. Alevilikle ilgili okutulacak dersin müfredatının hazırlanması sırasında Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da görüşü alınmalı ve ders kitapları birlikte hazırlanmalıdır. 


(8) Bu seçmeli dersin eğitimini verecek öğretmenler; okutulacak ilgili dinin veya felsefi inancın kurumları ile birlikte belirlenmelidir.


2- DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NIN KALDIRILMASI TALEBİ 


Diyaneti İstemiyoruz


İnanmak ya da inanmamak her kişinin kendi tasarrufundadır. Dışarıdan hiç kimsenin ve kurumun buna müdahil olma hakkı yoktur. İnanmak, inanan ile inanılan arasında son derece öznel hoş bir muhabbet alanıdır. Bu alana girmeye hiç kimsenin, hele hele devletin hiç hakkı yoktur. Laik Devlet, dini örgütleyemez, dine yatırım yapamaz, dinler ve inançlar arasında fark gözetemez. Kimi inançları kendine daha yakın, kimilerini daha uzak göremez. Laik Devlet, kamu işlerini yürütürken dini kuralları referans alamaz, yurttaşların inanç endeksli yaşamlarını formüle edemez. Olsa olsa inanç sahiplerinin inançlarının gereklerini özgür ve eşit koşullarda yerine getirmelerinin olanaklarını sağlar, hakkın özüne dokunmamak kaydıyla onların özgürlük alanlarının sınırını yasa ile belirler. Bu devletin görev ve sorumluluğudur. Laik Devletin dini olmaz. Zira Laik Devlet, tüm din ve inançlara eşit uzaklıkta, bir örgütlenme modelidir. 
Laiklik; özce; din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ise de, esasen yönetme erkinin ve iktidarın kaynağının ilahi güçten alınarak halka verilmesidir. Laikliğin kaynağında halk egemenliği vardır. Laik Devlet, halkın dini ile uğraşmaz. Onu egemen din haline getirmeye çalışmaz. Halk egemenliğini iktidar erki haline getirir. Bu yapısı itibariyle Teokratik rejimlerin karşıtı bir rejim ve yönetim biçimidir.


Laikliği nitelikleri arasında sayan bir devletin öncelikle resmi dini olamaz. Zira “Devlet” soyut bir kavram olduğu kadar, içinde yaşayan bireylerin ortak yönetme aygıtıdır. Dolayısıyla Devletin bütün dinlere ve inançlara eşit uzaklıkta durması zorunlu olduğu gibi, bir dini diğerine üstün tutması ve bir inancı diğerine tercih etmesi söz konusu olamaz. Aksi tutum laik devlet yapısı ile asla bağdaşmaz. Diğer taraftan Devlet, yurttaşlarının kendilerince inançlarını özgürce yaşayabilecekleri ortamı da sağlamakla yükümlüdür.


Alevilerin; devletten ve hükümetlerden beklentisi, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevilere yer verilmesi, “Alevi Diyaneti Kurulması” değildir. Zira Aleviler, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun laikliğin özüne aykırı olduğunu, laiklik ilkesini zedelediğini ve bu yapının varlığının, vatandaşlar arasında eşitsizliğe yol açtığını yaşayarak görmektedirler.


Türkiye Cumhuriyeti, kendini Osmanlı Devleti’nin enkazı üzerine inşa ederken; Saltanat ve Hilafeti kaldırdı. 3 Mart 1924 tarihinde Diyanet İşleri Reisliği’ni kurdu. Kurucu irade, bu yolla giderek Cumhuriyeti laikleştirme ve çağdaş normlara kavuşturma hedefine ulaşma amacını güdüyordu. Yoksa Diyanet İşleri Reisliği’ni, bugünkü yapısı oluşsun diye kurmadı. 
Diyanet İşleri Reisliği’nin kurulmasını o günün koşullarında anlamak mümkün olsa bile; bugün itibariyle varlığını sürdürmesini kabul etmek mümkün değildir. Gelinen aşama itibariyle kaldırılması demokratik bir zorunluluktur. Çünkü bu kurum 85 yıldır sadece Sünni inancına mensup yurttaşlara hizmet vermektedir. Bu yapının varlığı ile dine ve dindarlara müdahale devlet eliyle yasallaşmaktadır. 


Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devasa bütçesi ve kadrosunun sadece Sünni inancına mensup yurttaşların hizmetinde olması bir haksızlık olduğu kadar, anayasamızda değinilen laiklik ilkesine de aykırıdır. Bu ülkede Aleviler ve başka inanç mensuplarından alınan vergilerle bu kurumun finanse edilmesi bile tek başına yurttaşlar arası ayrımcılık olduğuna açık kanıt niteliğindedir. 


Diyanet İşleri Başkanlığı zamanla, Osmanlı İmparatorluğunda bulunan Şeyhüslamlık Makamı’na dönüştürüldü ve “Fetva Kurumu” haline getirildi. Mahkemeler bile farklı inanç mensuplarının davalarına baktığında Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan görüş sormakta, verilen cevaplara göre hüküm kurmaktadır. 


Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması halinde kimi tarikatların, cemaatlerin denetimsiz kalacağı, Laik Cumhuriyeti tehdit edeceği yönündeki fikirler ise bir safsatadan ibarettir. Zira bu yaklaşımlar mevcut işleyişi meşrulaştırma çabasıdır. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti kendisini savunacak güçtedir. 


Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Çözüm Önerisi
Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin uygulamaları ile asla bağdaşmayan, Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır. Personeli Devlet Personel Daire Başkanlığı’na, mal varlığı ise devletin başka kurumlarına aktarılmalıdır. 


Bu itibarla; 
(1) Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yerine; hiçbir dini ve inancı finanse etmeyen, görevi sadece din ve inançlar arasında diyalogu sağlayan ve bu amaçla gerekli denetimleri kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı açısından yapan Din ve İnanç İşleri Üst Kurulu kurulmalıdır.
(2) Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde olduğu gibi “înanç vergisi” adı altında, kişinin iradesine bağlı bir vergi tarhı getirilmelidir. 
(3) Gönüllülük ve beyan esasına göre toplanacak bu vergi; hukuken meşru kabul edilen inanç gruplarına ve kurumlarına kendi alt yapı hizmetlerini karşılamak üzere aktarılmalıdır. 
(4) Toplanan vergiler amacı dışında kullanılmamalıdır. 
3-CEMEVLERİ’NİN İNANÇ MERKEZİ OLARAK YASAL STATÜYE 


KAVUŞTURULMASI TALEBİ 


Cemevleri Alevilerin İnanç Merkezidir


Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeler; hiçbir kişiye, kuruma veya devlete, bir dinin veya felsefi inancın kapsamını, içeriğini, şeklini ve o dini inancın gereklerinin ifa edildiği merkezini ya da mabedini belirleme yetkisi vermemektedir. Birey sahip olduğu dini veya felsefi inancı, istediği gibi tarif etme ve yaşatma hakkına sahip olduğu gibi, dini inancının gereği olan ibadeti de nerede, nasıl ve ne şekilde yerine getireceğini de belirleme hakkına sahiptir.


Devlet; dini inancın ifasına, şekline ve mekânına karışamaz/karışmamalıdır. Devlet, yalnızca dini veya felsefi inancın yaşatılması, sürdürülmesi veya uygulanması sırasında kamu düzeninin ihlal edilip edilmediğine bakmalı ve buna göre önlemlerini almalıdır. Birey sahip olduğu dini veya felsefi inancın gereklerini; kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığı ihlal edilmeksizin, ister tek başına isterse topluca yerine getirmekte ve yaşamakta özgür olmalıdır.


Binyılı aşkın bir süredir ki Aleviler, inanç merkezi olarak Cemevlerini kabul etmekte ve Cemevlerinde ibadetlerini yerine getirmektedirler. Alevilerin yaşadıkları topraklar üzerinde sayısız iktidarlar ve yönetimler gelip geçti, ancak Alevilerin ibadet yerleri hiç değişmedi ve değiştirilemedi.


Osmanlı İmparatorluğu’nun baskıcı dönemine gitmeye hiç gerek yok, yakın zamanda Cumhuriyetin kuruluşundan kısa bir süre sonra Aleviler, yok sayılmaya ve hor görülmeye başlandı. İbadet yerleri ve inançlarının gerekleri yasaklandı. İnanç önderleri yasadışı ilan edildi. 
Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar süregelen bu uygulamanın ve yaklaşımın sonucudur ki devlet; Alevilerin ibadet merkezi olan Cemevlerini tanımadı, yurttaşının din, inanç ve vicdan özgürlüğü hakkını ihlal etti. Bu uygulamaların başında, verdiği fetvalar esas alınan, ancak laik devlet yapısı ile asla bağdaşmayan Diyanet İşleri Başkanlığı bulunmaktadır. 
Anayasanın 10. maddesi; “Herkes, dil, din, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” ilkesine yer vermektedir. Anayasanın bu açık hükmüne rağmen, Cumhuriyetin kuruluşundan buyana, Aleviler “eşit yurttaş olma” olanaklarından hiçbir şekilde yararlanamadılar. Bununla da kalınmadı, Alevilik inancı yasaklandı, hakarete uğradı ve aşağılandı. 


Aleviler “ibadet etmek için Cemevi istiyoruz” diye taleplerini dile getirdiklerinde, Diyanet İşleri Başkanlığı, “Müslümanların ibadet yeri Camidir, Cemevi Caminin alternatifi olamaz” diyerek görevi olmadığı halde bu talebe karşı çıktı. Toplumun tek inanç belirleyicisinin kendisi olduğunu açıkça gösterdi. Bu yaklaşımın sonucunda; Alevi yurttaşların, inançlarını ifade etmeleri, inanç merkezlerini inşa etmeleri, kültürel kimliklerini korumaları sürekli engellendi. Yine bu yaklaşımın sonucudur ki Alevi toplumunun inanca dayalı sorunlarının çözümü de sürekli ertelendi. 
Eşit birer yurttaşı olmak istediğimiz Türkiye Cumhuriyeti devleti, içinde bulunduğumuz milenyum çağında dahi, Alevilerin ibadet merkezi olan Cemevlerini tanımaya ve saygı göstermeye yanaşmamaktadır. Cemevlerimizi kimi yerde yasadışı, kimi yerde ise inanç merkezi dışında yalnızca kültür merkezi olarak kabul etmektedir. Bu yaklaşım Alevi toplumu açısından kabul edilemez niteliktedir.


Başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere devlet kurumlarının bu tavrı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına aykırıdır. Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Manoussakis ve Diğerleri/Yunanistan ile Hasan ve Chaush/Bulgaristan kararlarında; “…çoğulcu bir demokratik toplumda dini inaçların meşruluğuna veya bu inançların açıklanma şekillerine ilişkin devlet tarafından yapılacak her türlü değerlendirmenin, devletin çeşitli dinler ve inançlar karşısında tarafsızlık görevine aykırı bulunduğunu” açıkça vurgulamaktadır. 


Tüm yurttaşlardan olduğu gibi Türkiye’de yaşayan Alevilerden de eşit vergi alınmaktadır. Toplanan vergilerin büyük bir bölümü Genel Bütçeden Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı, kendisine tahsis edilen devasa bütçesi ile “Sünni” inancın dışında kalan tüm inanç mensuplarını ve Alevileri hiçe sayarak, ayrımcılığa tabi tutarak din hizmeti vermektedir. Kamu hizmetinin eşit dağıtılması için yurttaşlardan toplanan vergilerle yalnızca “Sünni” din anlayışı finanse edilmektedir. 


İmar Kanunu’nda değişiklik yapılarak mevcut “Cami” sözcüğü “ibadet” olarak değiştirilmesine rağmen, yasada hiç değişiklik yapılmamışçasına uygulamada sadece Sünni inancının ibadet merkezi olan Camilere, Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) kapsamında arsa tahsis edilmektedir. 
Yasalar önünde eşit oldukları sıkça vurgulanan, ancak gerçekte eşit haklara sahip olmayan, sayıları milyonlarla ifade edilen Aleviler; bu çağdışı mantık ile görmezden gelinmekte ve kimlikleri tanınmamaktadır. Daha da önemlisi Alevi inancı ve inanç merkezi olan Cemevleri de yok sayılmaktadır. Oysa Alevilerin inanç merkezi olan Cemevlerinin, yasal statüye ve kurumsal güvenceye kavuşturulması “din ve inanç özgürlüğü hakkı”nın bir gereğidir. Bu yaklaşım demokratik, laik bir sistemin varlığının da temel koşuludur. 


Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Çözüm Önerisi


Alevilerin ibadet yeri Cemevleri’dir. Cemevleri, hiçbir inanç merkezine alternatif olmadığı gibi, Camilere de alternatif değildir. Alevilik, her dine, her inanca ve her insana aynı nazarla bakan, onları eşit gören bir inanç ve kültürdür. Aleviler inançlarının gereği olan ibadetlerini, cemlerde dedelerinin huzurunda, cemal cemale yaparlar. 


Bu itibarla; 
(1) Alevilerin ibadet yeri olarak kabul ettikleri Cemevleri devlet tarafından yasal olarak kabul edilmeli ve Cemevlerine yasal statü verilmelidir. Bunun için gerekli tüm yasal düzenlemeler yapılmalıdır. 
(2) İmar Kanunu’nun 18. ve Ek 2. maddesindeki “ibadet yeri” düzenlemesine uygun olarak Düzenleme Ortaklık Payı kapsamında ibadet merkezlerine ayrılacak arsalardan Cemevlerine de arsa tahsis edilmelidir.

Alevilik

Yedi Ulu Ozanlarımız

Yedi Ulu Ozanımız


SEYYİD NESİMİ (1369 – 1417)


Bağdat’ın Nesim Kasabası’nda yetişmiş, Diyarbakır bölgesine yerleşen Türkmenlerdendir. Halep’te Hallac-ı Mansur’un düşüncelerinin iz sürücüsü olduğu için kafir sayılıp derisi yüzülerek öldürülmüştür.Nesimi, Hurufi’dir. Fazlullah Hurifi’ nin görüşlerini benimsemiştir. Varlık birliği görüşünü savunan, kişi ile tanrı arasında bir nitelik yükleyen inanç arasında bağlantı kurar. Tanrının yetkin (Kamil) insanda görüldüğü tasavvufi görüşünü benimser.Başlıca eserleri Türkçe ve Farsça divanlardır. Azeri asıllı Türkmenlerdendir. Katledilme sırasında rivayete göre derisi eline verilip giderken, Halep’in 12 kapısından aynı anda çıktığı görülmüştür. Yolda birisine “Gerçek Kabe’nin yolcusuyuz.” Elinde yüzülmüş derisini göstererek “İhramımız budur” dediği beyti meşhurdur.


ŞAH HATAYİ (Şah İsmail) (1487 – 1524)


Yedi Ulu’lardan Şah Hatayi; 1487 yılında İran-Erdebil’de doğdu. Anadolu’daki Alevi cemlerinde nefesleri en sık yer alan ululardandır. Babası Şeyh Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan’dır.Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’le 19 Mart 1514’de yaptığı Çaldıran’daki savaşı kaybetti. Bu onun için sonun başlangıcı oldu. 1524’de 37 yaşında iken Azerbaycan’da Hakk’a yürüdü. Cenazesi Erdebil’e götürülerek, dedesi Şeyh Safiyüddi’nin türbesi yanında toprağa verildi.Şah Hatayi çok iyi bir eğitim almıştır. Hz. Ali ve Hacı Bektaş Veli üstüne pek çok içtenlikli nefesler yazmıştır.


FUZULİ (1504 – 1556 )


Asıl adı Mehmet olan Fuzuli; 1504 ‘de Kerkük’te doğdu. Kerkük’te Bayat Türkmen boyunun Karyağdı soyundan gelmektedir.Şiirlerini hem Türkçe, hem Arapça hem de Farsça yazan Fuzuli’nin en başarılı eserleri Türkçe yazılmış olanlarıdır. Fuzuli; yalnızca Türk ve Fars edebiyatında değil, dünya klasikleri arasında da saygın bir yer almış ozandır. Bir gönül eri olan Fuzuli; yaşamı süresince Kerbela ve Bağdat çevresinden ayrılmamış, bir süre Hz. Ali’nin türbesinde türbedarlık yapmıştır.Kitaplar Fuzuli’nin en büyük dileğinin Kerbela’da ölmek olduğunu yazar. Fuzuli yakın çevresine Hz. Hüseyin’in türbesinin yanında toprağa verilmeyi ve mezarına taş konulmamasını vasiyet etmiştir. Kendisi veba hastalığı salgınında Hakk’a yürümüş ve vasiyeti yerine getirilmiştir.Kerbela Olayı’nı anlatan “Hadikat-ü Süeda” (Mutluların Bahçesi) en önemli eserlerindendir. 


YEMİNİ (15. yüzyıl sonu-16 yüzyıl başı)


Yemini 15. yüzyılın sonu ile 16. yüzyılın ilk yarısında Tuna Irmağı yörelerinde yaşadı. Çeşitli kaynaklar tarafından asıl adının Ali olduğunu, Akyazılı İbrahim Dede zaviyesinde hizmet ettiğini ve “Yemini” mahlasını kullandığını yazar. Demir Baba Velayetnamesi’nde adı “Hafız Kelam Yemini” olarak geçer. Bundan da Kuran’ı ezbere okuduğu anlaşılır.Hz. Ali’nin mitolojik yaşamını konu edinen Faziletname adlı kitabı 7300 beyitten oluşmaktadır. Kitap bir erdem kitabıdır. Bu kitap, Hz. Ali’nin yaşamının, Ehlibeyt ve Ali sevgisinin yoğun işlendiği temel eserlerinden biridir. Bu eseri Kitab-ı Erdem (iyi ahlak kitabı) olarak niteleyenler kitaptaki doğruluğu, dürüstlüğü, alçak gönüllülüğü yaşam biçimi ve inanç biçimi haline getirmesinden dolayı Yemini’ye daha bir saygı duyarlar.


VİRANİ (16.yüzyıl)


Doğum ve ölüm tarihi belli olmayan Virani’nin; 16. yüzyılda Eğriboz adasında doğduğu söylenir. Hurufiliği benimsemiş bir Bektaşi ozanı olan Virani; bir süre Necef’te Hz.Ali’nin türbesinde türbedarlık hizmeti vermiştir.Virani; Balkanlarda Demir Baba’dan babalık icazeti almış, Hz. Ali tutkusunu dile getiren çok sayıda şiir yazmıştır.Bazı araştırmacılar, yazılarında Virani’nin aruz vezni ile 300’e yakın şiir söylediğini ve koca bir divan oluşturduğunu bildirerek Ozan’ın az çok öğrenim görmüş olduğunu belirtirler.Virani’ye göre, evrende ve bütün nesnel varlıklarda görünen Hz. Ali’dir.


PİR SULTAN ABDAL (16. yüzyıl)


Pir Sultan Abdal’ın 1500 yıllarında doğduğu tahmin ediliyor. Doğduğu yeri ise kendisi şiirlerinde, “Benim Aslım Horasan’dan Hoy’dandır” diyerek belirtiyor.Asıl adı Haydar olan Pir Sultan Abdal’ın Sivas’ın Yıldızeli’ne bağlı Banaz Köyü’nden olduğu söylenir. Pir Sultan’ın yaşamı Alevi Bektaşi toplumunun söylencelerine dayanır.Şiirlerinden ise Safevi Devleti hükümdarı Şah İsmail’in oğlu olan Şah Tahmasb zamanında yaşadığı anlaşılır.Pir Sultan Abdal, döneminin toplumsal sorunlarına eğilmiş, bunları kendisine konu edinmiş, çıkış yolları aramış, yer yer şiirini sanatını da bu uğurda aracı yapmış bir ozandır. Bu nedenle halkla, halkın sorunlarıyla özdeşleşmiş ve bütünleşmiştir.Pir Sultan Abdal, Osmanlı zulmüne karşı Anadolu halkının sıkılmış yumruğudur. Haksız gidişe “dur” diyen bir haykırıştır.


KUL HİMMET (16. yüzyılın ikinci yarısı)


Kul Himmet; Tokat’a bağlı Almus ilçesinin bugünkü adı Görümlü Kasabası olan Varsıl Köyü’ndendir. 16. yüzyılın ikinci yarısında yaşamıştır. Kul Himmet bütün nefeslerinde Hz.Ali, 12 İmamlar ve Hacı Bektaş Veli’yi büyük bir içtenlikle anlatır.Kul Himmet’in nefesleri de diğer ulu ozanların nefesleri gibi her Alevi ceminin vazgeçilmez nefesleri arasındadır.İyi bir tekke ve tarikat eğitimi gören Kul Himmet’in, Pir Sultan Abdal’a bağlı olduğu, onun çevresinde yetiştiği, müridi olup O’nu izlediği şiirlerinde açıkça ortaya çıkar. Halk ozanlarında Alevi Bektaşi olmayanlar bile onun etkisinde kalmış, ona yakınlık göstermiştir. Kul Himmet; tarikat ışığında beliren insan sevgisini Hacı Bektaş Veli üzerinde yoğunlaştırarak nesnel duruma getirmiş, tanrı kavramını bir varlık olan insanla özdeşleştirmiştir

Alevilik

Kentleşme ve Alevilik

Alevilik bir yaşamsal olgudur. Bu yaşamsal olgu Aleviliği yani Alevi inanç ve kültürüne sahip olan insanın içinde bulunduğu koşullara göre inancını ve kültürünü düzenlemesi anlamına gelmektedir. Alevi topluluklar, yüzyıllardır siyasal ve sos yo-ekonomik nedenlerle kapalı bir cemaat yaşamı sürdüler, inançları nedeniyle çeşitli iftiralara maruz bırakıldılar, merkezi iktidar ile ilişkileri sınırlı düzeyde kaldı. Bu şekilde hem maddi hem manevi anlamda iktidarın sağladığı hizmetler ve olanaklardan mahrum kaldılar. Bu mahrumiyet Alevilerin hem ekonomik hem siyasal kayıplarını beraberinde getirmiştir.


Anadolu’da önemli bir nüfus oranına sahip olmalarına karşın karar alıcı mekanizmalarda yer alamadılar. Bu durum yüzyıllar boyunca sürdü ve kendilerine şüphe ile bakan ve Rafızi (sapkın) olarak görenlerce idare edildiler.


Alevilerin bugün de yaşadıkları sorunun en önemli kaynaklarından biri kırsallık olgusunun yüzyıllara yayılan ağırlığıdır. Kırsallık çemberinin kırılarak Alevilerin kentlerde veya karar alıcı mekanizmalarda varolmalarının tarihi oldukça yenidir. İşte bu yeni durumdan dolayı çeşitli konular sık sık gündeme gelmekte, daha önce konuşulması olanaksız bir çok tabu televizyonlarda, radyolarda, yazılı basında ve halk arasında tartışılabilmektedir.


Kapalı bir toplum olarak kırsal kesimlerde yaşamını sürdüren Alevi toplumu diğer taraftan inançsal ve yaşamsal kurallarını da kendi içerisinde oluşturmaya başladı. Eklentik bir inanç yapısına sahip olan Aleviliğin oluşan mevcut duruma karşı kendi kurallarını oluşturması çok da zor olmadı. Bir taraftan zaten göçebe toplum yapısına uygun olan inançsal sistemini zaman içerisinde yeniden düzenleyen Alevilik diğer taraftan baskıcı müdahale yüzünden oluşan kapalı toplum düzenine göre de yaşamsal kurallarını oluşturdu ve bu kuralları inançsal temellerinin içerisine soktur.


Devletin yargılama sistemini kabul etmeyen Alevi toplumu kendi yargılama sistemini getirdi, Gizlenme ihtiyacı nedeniyle ser verip sır vermeme düsturunu geliştirdi. Bu ve buna benzer uygulamalarla toplumsal varlığını merkezi otoriteden kopuk bir şekilde yürütebildi.
Bilindiği üzere yaşanan kırdan göç olgusu, kırda yaşayan her topluluğun olduğu gibi Alevilerin de 1950’ler 1960’larda başlayarak yurtiçindeki büyük kentlere ve yurtdışındaki sanayi merkezlerine göç etmelerine yol açtı.


Türkiye’deki büyük kentlere ve Avrupa’daki kentlere göç Aleviler bakımından birçok değişiklik ve yenilikleri ve sorunları da beraberinde getirdi.


Kırdaki büyük ölçüde tarımsal ve ev ekonomisine dayalı yapının kırılması, ekonomik açıdan birikim sağlayabilme, Daha önce olmayan bir düzeyde farklı inanç ve kültür toplulukları ile karşılaşma, her alanda alışverişte bulunma, Kentlerde eğitim alanından azami düzeyde yararlanmaya çalışma, eğitim düzeyinde yükselme, 1960’lardan itibaren özellikle köy dernekleri ve Hacı Bektaş Dernekleri şeklinde başlayan dernekleşme ve Birlik Partisi ile başlayan siyasete yönelik faaliyetlerde bulunma, Diğer gelişmelerle de bağlı olan basın yayın organları kurma, kitap yayınlama şeklinde özetleyebileceğimiz yaşamsal yenilikler kentleşme süreciyle birlikte Alevilerin tanıştığı değerlerdir.


Kente göçen Alevi toplumu diğer topluluklara nazaran daha fakir bir şekilde kente gelmiştir. İlk önceleri mevsimlik işçi olarak çalışılmaya başlanmış ve daha sonraları aileler ile birlikte yerleşilmiştir. Bu yerleşmeler zaten belirli bir birikime sahip olmayan Alevi toplumunun kentlerin taşra veya varoş mahalleleri de diye adlandırılan ve göçlerle birlikte oluşan gecekondu mahallerine olmuştur. İlk zamanlar bu gecekondu mahallerine yine kendi akrabaları ve köylüleri ile birlikte koloni halinde göç edilmiş, sonradan gelenlerde bunların yanlarına yerleşmişlerdir.
İlk defa değişik ve kendileri dışında üstelik de kendilerini hakaret kabul edilen tariflerle tanıyan insanlarla birlikte yaşamda buralarda başlamıştır.


Kırsal kesimden kente gelmenin getirdiği tüm sorunları yaşayan toplulukların haricinde Alevi toplumunun kendi özel yapısından dolayı yaşadığı sıkıntılar da had safhalara ulaşmıştır.
Kente göçle birlikte inancı ve kimliği reddedilen hatta hor görülen Alevi insanı bu hor gören toplulukla komşuluk etmeye ve çoğu zaman da bu insanların sahibi ya da amiri olduğu işletmelerde çalışmaya başlamıştır.


O dönemlerde katliam korkusunu sürekli içerisinde yaşayan Alevi insanı kimliğini gizlemiş ve ortaya çıkmaması için de gayret sarf etmeye hatta yüzüne karşı söylenen hakaretleri onaylamaya mecbur kalmıştır.


Ramazan ayında komşusu Alevi olduğunu anlamasın diye sahura kalkılmış ve ışıklar yakılarak geri yatılmıştır. İftarda sanki iftar yapıyormuş gibi evlere çekilmiştir.


Ramazan bayramında ve Kurban bayramında komşularla birlikte mahallenin camisinde bayram namazları kılınmıştır.


Alevilerin temel inançlarından birisi olan cem ibadeti olanca gizliliğiyle küçücük odalarda yapılmaya çalışılmıştır.


Alevi insanlarının cenazeleri camilerde bekletilmiş, o dönemde soğutmada kullanılan dolapların fişleri çekilmiştir.


Cenazenin Alevi insanına ait olduğunu anlayan görevli tarafından Alevi Cenazelerine hakaret kabul edilecek uygulamalar yapılmıştır.


1980 öncesinin sol akımı içerisinde aktif bir şekilde yer alan Alevi gençleri tarafından da Alevilik tanınmadığı için şovennistlik olarak değerlendirilmiş ve Alevi Dedeleri bizzat Alevi gençleri tarafından “sömürücü” ilan edilmişlerdir.


Okula giden Alevi çocuğu orada aldığı Sünni ve şeriatçı eğitile birlikte ailesinden uzaklaşmış hatta annesinin dahi elini günah diye tutmamaya başlamıştır.


Kentlerde yaşanan bu olumsuz süreç 12 Eylül darbesinin silindir gibi üzerinden geçmesiyle ve Alevilere yönelik asimilasyon sürecinin hızlanmasıyla yeni bir ivme kazanmıştır.


12 Eylül ve Sovyetler Birliğinin dağılması sonucunda gelişen süreç ve yeni dengelerle birlikte bir Alevi bilinci oluşmaya başlamıştır. 2 Temmuz sonrasında Kentlerdeki Alevi örgütlenmeleri hızlanmaya başlamıştır. İlk önceleri Dernek – Vakıf şeklinde örgütlenen Alevi kitlesi bulunduğu mahallelere cem evleri yapmaya ve buraları bir İnanç ve Kültür Merkezleri haline getirmeye başlamıştır.


Artık kentlerdeki bu Cem evleri geleneksel Aleviliğin kentleşen ve değişen çehresinin en belirgin göstergeleri olmuşlardır. Alevilerce kurulan dernekler ve vakıfların çalışmalarıyla eski Bektaşi Tekkeleri’nin Cem Kültür merkezlerine dönüşmesinin yanı sıra yeni mekânlar da yapılmıştır.


Aleviler bu Cem Kültür merkezlerini inanç merkezleri olarak görmekte ve artık dinsel ibadetler, cenaze işleri ve saz/semah kursları gibi Aleviliğin önemli kültürel unsurları da Cem evlerinde yapılmaktadır. Bu Cem Kültür merkezlerinde dinsel hizmetleri görmek üzere gönüllü veya maaşlı olarak görev yapan Dedeler ve cenaze hizmetlerini yerine getiren Alevi hocalar da bulunmaktadır. Bazıları inşaat aşamasında olan bu kurumların en büyük problemi nitelikli insan gücü eksikliğidir. Dergahların ve cem evlerinin dinsel ve kültürel hizmetlerinde görev alacak Dedeler, saz/semah kurs hocaları ve diğer hizmet sahipleri bulmak ve yetiştirmek konusunda büyük sorunları vardır.


Cem evleri konusunun esas olarak Alevilik konusunun da gündeme gelmesine paralel olarak 1990’ların başlarından itibaren gündeme geldiğini görüyoruz. Daha önce köylerde cemler ya belli evlerin uygun odalarında yapılabilirdi veya bazı köylerde de “Cem damı” ve “Cem evi” olarak da adlandırılan büyük bir odada yapılırdı. Kentlere göç ettikten sonra da Alevilerin inançları ve inanç kurumları Sünnilik gibi resmi himayeye sahip olmadığı için ilk zamanlarda inanç hizmetlerini yürütmek, cem evleri yapmak olanaklı olmamıştı. Son on yıllık süreçte bu mekânlar kurulmaya başlandı.


Cem evlerinden rahatsız olan çevreler veya amaçları dahilinde kullanmak isteyenler doğal olarak bu kurumların imajının kamuoyunda zedelenmesine yol açmışlardır.


Bunları bunları maddeler halinde ele alırsak

1. Siyasiler,

2. Çeşitli ideolojik örgütler,
3. Hemşerilik grupları,

4. Yazılı ve görsel medyadaki kimi çevreler olarak özetleyebiliriz.
Bu imaj zedelenmesi olayında Cem evlerine karşı olan lobi de şüphesiz baş rolü oynuyor. Şimdi sırasıyla bunları inceleyelim.


Siyasiler: Gerek çeşitli partilere mensup siyasiler, gerekse bürokratik çevreler zaman zaman Cem evlerinin yöneticileri ile bağlantı kurarak özellikle seçim zamanlarına yönelik oy hesapları yapmaktadırlar.


Çeşitli ideolojik akımlar, örgütler: Bu da oldukça sıkıntılı bir konu. Genelde bu tür konularda yazılar yazılmıyor. Çeşitli örgütler Cem evlerini kendi amaçları için kullanmaya çalışıyor. Özellikle İstanbul Gazi Cem evi gibi bazı cem evleri bu durumdan en fazla sıkıntı çeken kurumlar arasında. Bu tür olaylar Cem evlerinin haklı taleplerini ve yasallaşma süreçlerini de olumsuz yönde etkiliyor. Halbuki bu mekanların Alevilikteki yeri belli. Bu kutsal mekanlar şu yada bu örgütün, partinin veya ideolojinin arka bahçesi olarak kullanılamaz ve kullanılmamalıdır da.


Hemşerilik Grupları: Dernek, vakıf ve Cem evlerinde zaman zaman gözlemlediğimiz bir diğer sıkıntı da, belli çevrelerin belli derneklerdeki gruplaşmalarıdır. Hem Türkiye’deki hem de Avrupa’daki derneklerde görülen bu gruplaşmalar çeşitli eleştirilere ve bazı insanların dışlanmalarına yol açıyor. Örneğin bir dernekte sadece doğulular veya batılılar veya herhangi bir ilden gelenler ağırlıktaysa diğer üyeler o kurumda kendilerinin temsil edilmedikleri ve dışlandıkları hissine kapılıyorlar. Bu durum zaman zaman yıpratıcı suçlamaları, çekişmeleri gündeme getirebiliyor. Bu konudaki sıkıntıları gidermenin yegane yolu bu tür hizmet kurumların üye ve yönetici yelpazesini oldukça geniş tutmaktan geçer. Bu şekilde o kurumun toplum karşısındaki konumu da zedelenmemiş olur.


Yazılı ve görsel basındaki kimi çevreler: Devlet, üniversiteler ve bilim çevrelerinde olduğu gibi medyada da Alevilik ve onunla ilintili konular ne yazık ki anlaşılmış değildir. Kimi bilinçsiz kimi de bilinçli olarak yanlış bilgileri topluma yansıtmaktadırlar. Medyanın konuya ilgisi toplumu bilgilendirmekten çok tümüyle tiraj kaygısına dayanmaktadır.


Kentlerde Cem Evleri etrafında oluşan Aleviliğin doğru anlatılması ve doğru uygulanabilmesi için Cem Evi yöneticilerimizin eğitim düzeyleri de başta gelen sorunlardandır. Cem Evleri ve Alevi örgütlerinde yöneticilik yapan kişilerin akademik olarak bir eğitimden geçmiş olmasını beklemek ne derece doğru yada böyle bir şey ne derece mümkün olur bilemeyiz ama , Cem Evi ve Alevi örgüt yöneticilerinin Aleviliği nasıl algıladıkları ve topluma nasıl sundukları çok önemlidir. Bugün özellikle büyük kentlerde bulunan Cem Evleri Alevi toplumunun dışa açılan bir aynası durumundadır. İstanbul da yaptığımız tespitlere göre geren yurt içinden olan kendi vatandaşlarımız gerekse de yurt dışından gelen yabancı konuklar-araştırmacılar Cem Evlerine gelmekte ve burada bulunan Dede ve Örgüt yöneticilerinden Alevilikle ilgili bilgiler almaktadırlar.


Gözlemlerimize göre Cem Evleri yöneticileri ve Dedeleri bu konularda yetersiz olup gelen insanları da yanlış bilgilendirmektedirler.


Kentleşme sürecinde dini ve benzeri eğitim alan Alevi gencine Alevilik ikna edici bir şekilde anlatılamamakta ve bu tür Alevi gençlerinin kafasındaki soru işaretleri giderilememektedir. Sünni öğreticiler tarafından eğitim alan Alevi gencine “Biz öz Müslümansız ama Hz. Ali’ yi Camide öldürdüler, ona camilerde küfür ettiler bu yüzden biz camiye gitmeyiz” şeklindeki cevaplar pek mantıklı ve ikna edici gelmiyor ve o çocuklar Şii liğe kayıyorlar. Bir çok Cem Evimiz de zaten verdiği kuran kursları ile bu süreci körüklüyorlar. (Bu belirttiklerimiz Cem Evlerimizdeki gözlemlerimizin rapora yansımasıdır.)


Kentleşme sürecinde gerek Cem Evleri bünyesinde bulunan gerekse de cem evi dışındaki Dedelerimiz kendilerini Sünni hoca ve imamlara kanıtlama gayreti içerisinde olup, sürekli kuran okumakta ve anlatımlarını kuran ayetleri ile destekledikleri zaman kendilerini dinleyenlerin onun çok bilgili bir Dede olduğu kanısına varıldığını zannetmektedirler.


Diğer tarafından kentte oluşan Alevilik kırsal kesimdeki baskının aksine rahat bir ortama ve konuşulmaya başlandıkça daha fazla ve üstelik bu kez bizzat Aleviler tarafından asimle edilmektedir. Bunun bilinçli olarak yapıldığını söyleyemeyiz, fakat çoğu kez Cem Evine gelen Sünni kaymakamına , Cem Evine gelen Sünni Cami Hocasına, Valisine, Emniyet müdürüne, mahallesindeki komşusuna ayıp olmasın düşüncesi bu süreçte önemli yer tutmaktadır.


Diğer taraftan sözlü gelenekte çok gezenin çok bildiği gerçeğinden hareketle Dedelerin sahip olduğu bilgi birikimi kuşkusuz üstündü, ancak günümüzde yetişen Alevi genci ve okuyan Alevi talibi, Dedesini geçmiştir. Bu süreç tersine dönerek Dedeler belirli bir eğitim sürecine de tabi tutulamadıklarından toplumun gerisinde kalmış ve Alevi toplumunun inançsal taleplerine cevap verememişlerdir.


Sonuç olarak kentleşme sürecine giren Alevilik yaşamsal olgusunun gereğini yerine getirerek mevcut şartlar dahilinde yeniden yapılanmaktadır. Önemli olan bu yapılanma sürecinin gericiliğe doğru değil ilerici unsurlar olarak da nitelendirdiğimiz modern insan sürecinde oluşmasıdır. Bu modernleşme sürecine girmesi ve bu süreci olumlu bir şekilde tamamlayabilmesi başta Alevi Örgüt yöneticileri ve Alevi aydınlarına düşmektedir.

Alevilik

Cem ve Dualar

CEM’DE ON İKİ HİZMET SAHİPLERİ

Ergül ŞANLI

1. DEDE (Secem’de denilir. Cemi yönetir. Sorunları çözer toplumu aydınlatır eğitir. Hizmet sahibi, Hz Muhammed, Hz Ali, Hacı Bektaş Veli dir.)

2. REHBER (Görgüsü yapılacaklara ve ceme katılanlara yardımcı olur. Hizmet sahibi, Hz Ali dir)

3. GÖZCÜ (Cemde düzeni ve sükuneti sağlar. Hizmet sahibi, Gözcü Er Mustafa, Karaca Ahmed dir)

4. ÇERAĞCI (Çerağın yakılması meydanın aydınlatılması ile görevlidir. Hizmet sahibi, Cabir-ül Ensari, Hadi Ekber)

5. ZAKİR (Deyiş, duaz, miraçlama söyler. Saz çalar. Hizmet sahibi, Bilalı Habeş, Abdüssamet, Yedi Ulu Ozan İmam Bakır, İmam Cafer.)

6. FERRAŞ (Sübürke- Car çalar. Gerekirse Rehbere yardım eder. Hizmet sahibi, Selman Farisi, Selmanı Piripak)

7. SAKKA ( İbriktar El yıkanması ve sakka suyu dağıtır. Hizmet sahibi, Hz Hüseyin, Gulam Kamber, Salmani Pak)

8. SOFRACI ( Kurbancı, kurban ve yemek işlerine bakar. Hizmet sahibi, Muhammed Ensari, Hz İbrahim, Kamber, 
Kasap Cömert)

9. PERVANE ( Semahçı semah yapanlar. Hizmet sahibi, Abuzer Gaffari, Hz Fatıma dır. )

10. PEYİK ( Cemi komşulara haber verir. Hizmet sahibi, Amrı Eyyar, Cebrail Musaffa dır.)

11. İZNİKÇİ (Cem evinin temizliğine bakar. Hizmet sahibi, Hüzeymetül Ensari dir.)

12. BEKÇİ (Kapıcı, Cem’in ve cem evine gelenlerin güvenliğini sağlar. Hizmet sahibi, Hz Hasan, Hz Hüseyin dir.)


DEDE: Azamtü ileyke ya Ali…
Ekremtü ileyke ya Ali…
Eslemtü ileyke ya Ali..
Enamtü ileyke ya Ali.
Diye Posta niyaz ederek yerine oturur. Erenler, Canlar! Bizim yolumuz rıza yoludur. Biz Fakirlerin sizlere Dedelik yapmasına Razı mısınız? Razı mısınız? Razı mısınız? Diye sorarak cemaattan razılık alır. Daha sonrada toplumun birbirinden razı olmasını sağlar. Daha sonra özlü bir Balım Sultan sohbeti yapar. Sohbet esnasında toplumun bilgi seviyesine göre gerekli gördüğü açıklamaları yapar.

(Cem evine gelen erkek ve bacılar getirdikleri çörek kuru yemiş meyve gibi yiyecekleri hizmet sahibine verdikten sonra sağ elleri göğüste olduğu halde duaya dururlar. Dede lokma dualarını verir.)

DEDE : Allah! Allah! Lokmalar kabul ola. Muratlar hasıl ola. Hak Muhammed Ali Kabul eyleye… İmam Hasan Şah Hüseyin Hünkar Hacı Bektaş Veli defterine kayıt ola. Nur’u Nebi Kerem-i Ali Pirimiz Hacı Bektaşi Veli gerçek Erenler Demine Hu Mümine Ya Ali. (Dua alındıktan sonra eşleriyle birlikte yarım ay şeklindeki sırada yerlerini alıp diz çökerler.Ardından hizmet sahipleri Dede tarafından meydana çağırılır Hizmet sahipleri meydana niyaz edip topluca dara dururlar.) 

DEDE Allah Allah! Akşamlar hayır ola, Hayırlar feth ola şerler defola, hizmetleriniz kabul ola. Muratlarınız hasıl ola. Hazır, gaib, zahir batın ayini Cem erenlerinin nur cemallerine aşk ola. On sekiz bin alemle mümin, müslim cümle kardeşlerimizi Muhammed- Ali gülbangından mahrum eylemeye. Allah cümlemizi didarı ehli beyte meşrebi hüseyine nail eyleye Muhammet el mustafa, Aliyyel Murtaza, Cebrail Musaffa, Gözcü Er Mustafa, Gulam Kamber, Çerağcı Cabir Ensar, Selmani Farisi, Bilal Habeşi, Kurbancı Mahmut Ensari, Gulam Kisani, Semahcı Abuzer Gaffari, Fatımatül Zehra, Amırı Eyyar ve İznikci, Hüzeymenin hüsnü himmetleri üzerinizde ola. Saklaya bekleye dil bizden nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli den ola Vaktin imamı Veliyettin Efendimizin defterine kayıt ola gerçek erenler demine hu! Mümine Ya Ali!

(Hizmet sahipleri meydana niyaz edip topluca ikinci kez dara dururlar)

DEDE Tecella, tevella Hakka yazıla. Tecellanız temiz, yüzünüz ak ola. Tecella gören Cehennem narı görmeye. Erenlerden himmet, Şey’an- Lillah Allah eyvallah.

(Hizmet sahipleri hizmetleri başına dönerken Ferraş meydana üç kez süpürge çaldıktan sonra süpürgeyi sol koltuğuna alarak dara durur.)

FERRAŞ Allah, Allah! Guruhu Naciyim.Kırklar Meydanında süpürgeciyim. Pir Divanında durucuyum. Hamdü-Lillah Pirimiz Hacı Bektaş Veli dir. Ali Muhammed den üstadımız Seydi Ferraşidir. Allah eyvallah. Nefes Pir nefesidir.

DEDE Allah Allah! Hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola. Seyyid Ferraş Efendimizin Hizmeti üzerinde ola. Gerçek erenler demine hu!
(Ferraş, bulunduğu yere niyaz edip geri geri çekilerek meydanı terk eder.

Daha sonra, seccadeyi serecek olan kişiler gelerek dedenin huzurunda dara durur.)

SECCADE DUASI : Allah Allah! Destur Pirim Muhammet Mustafa’nın dır bu seccade. Ali’yel Murtaza nın dır bu seccade. Hatice’i Kübra Fatmayı Zehranındır bu seccade. On iki imamlarındır bu seccade. Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-i Velinindir bu seccade. Ber Cemal-i Muhammed, Kemal-i Hasan Hüseyin Ali-ra Bülende selevat.

CEMAAT: Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammet.

DEDE Allah Allah! Post kadim ola. İnkar defola. Hayıra gelmiş hayıra serilmiş ola. Kırklar Meydanına serilen bu kutsal seccadenin üzerinde sorgulanan Canların didarı Cennet ola. Günahları af ola. Seccaden temiz, yüzün ak ola. Hak Muhammet Ali Fatıma ehli beyit on iki imamların hüsnü himmetleri üzerinizde ola. Dil bizden, nefes Hünkar Hacı Bektaş-i Veliden ola. Gerçeğe Hü Mümine ya Ali.

DEDE : (Duanın ardından Rehbere hitaben) Erenler, Görgüsü yapılacak canlar varsa Meydana getirilsin! 
(Rehber sağda olmak üzere dört kişilik veya iki kişilik bir aile meydana getirilir.)

.( Rehber dede huzurunda dualarını verir.)

REHBER ( Her ikisi “Rabbimiz kendimize yazık ettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmesen biz kaybedenlerden oluruz.” Dediler) “Araf suresi ayet 23”
Allah Allah! Eli erde, yüzü yerde özü darı Mansurda. Hak Muhammed-Ali yolunda Erenler meydanı Pir divanında, canı kurban, teni terceman on iki imam ve on dört masum Pak Efendilerimizin dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak kavliyle Hak erenlerin nasihatlarını kabul etmek üzere yalın ayak yüzü üzere sürünerek gelmiş (İsimleri) Ayini Cem Erenlerinin izni icazetiyle Muhammet- Ali yoluna Seyyit Muhammet Hünkar Hacı Bektaş Veli tariki nazenine dahil olmak üzere koç kuzulu kurbanlarıyla gelmişler, Hakkı görmüş Rahı Hak bilmiş, Nesimi gibi yüzülüp Mansur gibi asılıp, Fazlı gibi borçtan halas olmak dilerler. Himmeti Pir niyaz ederler. Allah Eyvallah!

DEDE Cemaata siz bu canlardan razımısınız diye yüksek sesle üç defa sorar. Görgüsü yapılanların toplum tarafından razılığı alınır. Şikayetçi olan varsa mesele halledilir. Görülenler ayakta darda iken

DEDE (“ Ey inananlar Allahtan sakının doğrularla beraber olun”)”Tevbe suresi ayet 119 “ Tevbe günahlarımıza estağfirullah, elimizle, dilimizle, belimizle işlediğimiz günahlara tevbe- estağfirullah, kalbimizle cem-i azamızla işlediğimiz günahlarımıza tevbe- estağfırullah, isyanımıza tevbe estağfurullah 
Canı dilden el bağladım evliya erkanına ..
Hamdulillah gene durdum pirimin divanına..
El aman sığındım erenler lüfu ihsanına..
Bu yolda canım kurban pirimin fermanına
Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Aliyü ra Bülende selavat

CEMAAT Allahümme salli ala seyidina Muhammet ve ali Muhammed.

GÖRÜLENLER Yüz üzeri kapanırlar.
.
DEDE (Yüz üzeri kapanıp secdede duran görünenler için) Geldiğin Ali yolu, durduğun Mansur dar’ı, gördüğün Hak didarı, Hak cesedine can verdi. Kalbine iman verdi. Ağız talib, dil mürşid Erenler meydanında ne gördün ne işittin?

GÖRÜLENLER (Başları secdede) Hak gördük, Hak işittik

DEDE Allah Eyvallah Kapısında, döktüğün varsa doldur. Ağlattığın varsa güldür. Yıktığın varsa kaldır. Doğru gez, dost gönlünü incitme. Mürşide teslimi rıza ol. Yalan söyleme, haram yeme, zina etme. Elinle komadığın şeyi alma gözünle görmediğin şeyi söyleme. Gelme gelme, dönme, dönme. Gelenin malı, dönenin canı. Riya ile ibadet, şirk ile taat olmaz. Söylediğin meydanın, sakladığın senin. Baş kaldır doğru söyle,(görgüsü yapılanlar ayakta dara kalkar)

DEDE (sorar) erenler ayini cem erenleri gördüklerine şahitlik ettiler. Birde sizi sizden soralım. Bizlerin görmediği zamanlarda ve yerlerde Hak Muhammed Ali yoluna aykırı işleklerde bulundunuz mu?

GÖRÜLENLER Tevbe estağfurullah (derler) 

DEDE (Sorar) Erenler Meydanında Pir huzurunda mürşidine rıza ile teslim oldun mu? Allah, Muhammed, Ali, On iki imam ve Ehli beyt soyuna imanı ikrar ettin mi? Kazaya razı olup kadere bağlandın mı? Nacilerin pişuvası İmam Cafer Sadık’ın ictihatı üzere Hak dediğimizi hak bilip, batıl dediğimizi batıl bildin mi? Muhammed Ali’nin ve Ehl-i Beytin sevdiğini sevip tevella sevmediğini sevmeyip teberra ettin mi? Dört kapı, kırk makam Hak mı? Oniki yas-ı matem Hak mı? Suret-i Hak’tan görünüp, dünya menfaatiyle gözünü kamaştıracak münafıkların sözlerine aldanıp erenler yolundan uzaklaşırsan mahşer günü yüzün kara olsun mu?

GÖRÜLENLER (Her soruya) Allah Eyvallah!

DEDE Allah Muhammed- Ali, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli ikrarınızda sabit kadem eyleye, gerçek Erenler demine Hu!

(Bunun üzerine görünenler aynı sırada olmak üzere dedenin önünde diz üzeri oturur. Dede en sağ tarafta oturanın sağ elinden tutar. Baş parmağını kendi baş parmağına rapteder. Talip sol eliyle dedenin eteğinden tutar. Onun solunda oturan eşi ve diğerleri kendi sağındakinin eteğinden tutar. Dede görünenlerin kulaklarına yakın bir mesafeden hafif bir sesle Yedullah ayetini okur. )
(“Ey Muhammed! Şüphesiz sana baş eğerek ellerini verenler Allah’a baş eğip el vermiş sayılırlar. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Verdiği bu sözden dönen ancak kendi aleyhine dönmüş olur. Allaha vermiş olduğu sözü yerine getirene Allah büyük ecir verecektir.”)”Fetih suresi Ayet 10”.
(Bundan sonra dede sağ elinin parmakları açılmış vaziyette, görülen taliplerin ayrı ayrı sırtlarına üç defa vururken)
La fetta illa Ali La seyfa illa zülfükar Nasrun min Allahı ve fethun karip beşerül müminin Ya Allah ya Muhammet ya Ali Pirimiz üstadımız kutbul alem Hünkar Hacı Bektaşi Veli Şahı horasan ..Desturu pir..

yukarıdaki dua aşağıdaki şekildede okunabilir
(Ali’den başka fatih, Zülfikardan başka kılıç yoktur.)- (“ Yardım Allah’tandır. Kazanç fetih yakındır. İnananlara müjde olsun) (Saf suresiAyet13)

(Görgüsü biten canlar, niyazını yaparak yerlerine çekilirler.Cemaat onları aramıza hoş geldiniz miracınız kutlu olsun diye kutlar.)

Görgü bittikten sonra meydana kurban getirilir. Kurbana su ve tuz verildikten sonra Kurban sahibi yönü dedeye dönük olduğu halde sağ eliyle kurbanın sağ bacağını hafifçe havaya kaldırır. 

KURBANCI :Allah Allah kurbanımız kabul ola Arafatta İmam Cafer sürüsüne karışa Erenler aşk ile meydana geldim şahı katar uzatıyorum Ber Cemalı Muhammet Kemalı Hasan Hüseyin Aliyü ra Bülend’e selavat

CEMAAT Allahümme salli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammed 

DEDE Allah Allah kurbanımız kabul ola muradınız hasıl ola yardımcınız hak Muhammet Ali ola piriniz Muhammet ensar hazretlerinin hüsnü himmetleri üzerinizde ola dil bizden nefes pirimiz hacı Bektaşi Veli den ola..gerçeğe hu mümine ya Ali (“İkisi de Allah’a teslim oldular. Babası oğlunu alnı üzerine yatırdı. Biz “Ey İbrahim rüyayı gerçek yaptın” dedik. Bu denemede onu ödüllendirdik. Ona bir kurban fidye verdik.”) Saffat suresi Ayet (103-104-105-106-107)

Kurban-ı Halil, Ferman-ı Celil, Tığ-ı Cebrail, İtaati İsmail.

Dedikten sonra cemaatla birlikte aşağıdaki dua üç defa tekrar edilir.

“ Allah-ü Ekber. Allah-ü Ekber. Allah-ü Ekber. Eşhedü en La İlahe İllallah Vallah-ü Ekber. Allah-ü Ekber ve Lillah- il hamd.

“ Allah-ü Ekber. Allah-ü Ekber. Allah-ü Ekber. Eşhedü en La İlahe İllallah Vallah-ü Ekber. Allah-ü Ekber ve Lillah- il hamd

“ Allah-ü Ekber. Allah-ü Ekber. Allah-ü Ekber. Eşhedü en La İlahe İllallah Vallah-ü Ekber. Allah-ü Ekber ve Lillah- il hamd

La fetta illa Ali, la seyfe illa Zülfikar. (Aliden başka fatih Zülfükardan başka kılıç yoktur .)
Nasrün-min Allah-i ve fethün karib ve beşşr’il mü’mınin (Yardım Allahtandır .kazanç”fetih” yakındır inananlara müjde olsun)”” Saf suresi ayet 13”
Ya Allah, Ya Muhammed, Ya AliPirimiz Üstadımız Hünkar Hacı Bektaş-i Veli. 

Diyelim gönül birliğiyle Allah Allah!

(Dede aşağıdaki gülbankı söylerken tüm cemaat, secdeye vararak alınları yerde dinlerken her cümle sonunda)
“Allah! Allah! “ derler.

DEDE Allah! Allah! Akşamlar hayır ola. Hayırlar feth ola. Şerler def ola. Münkirler mat, münafıklar berbat ola.Müminler şad ola. Meydanlar abad ola.Sırlar mestur, gönüller mesrür ola. Hak Muhammed Ali yardımcımız ola. On iki imam, on dört masum pak, on yedi kemer best katarlarından didarlarından ayırmaya Pirimiz üstadımız Hünkar Hacı Bektaş Veli muin ve dest’girimiz ola. Cenab-ı Hak münkir münafık şerrinden, adü mekrinden hifz-i emande eyleye. Dertlerimize derman, hastalarımıza şifa, borçlarımızı eda, nasib ve müyesser eyleye. Allah, Gökten hayırlı Rahmetler, yerden hayırlı bereketler ihsan eyleye. Namerde muhtaç eylemeye. Kurbanlarımızı Dergah-ı izzetinde kabül eyleye. Lokmaya sevap yazıla. Kazaları, afetleri belaları defetmiş ola. Dil bizden nefes, Hazreti Hünkardan ola. Nür-u Nebi Kerem-i Ali Gülbank-ı Evliya Hünkar Hacı Bektaş Veli, gerçek Erenler Demine Hü.

ZAKİR (Duayı Takip Zakirler üç nefes bir duaz söyler.) 

Akıl ermez yaradanın sırrına 
Muhammed Ali’ye indi bu kurban
Kurban olam kudretinin nuruna 
Hasan Hüseyin’e indi bu kurban

Ol İmâm Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bâkır’ın dostunda idim
Ca’fer-i Sâdık’ın postunda idim
Mûsa Kâzım, Rızâ’ya indi bu kurban

Muhammed Takî’nin nûrunda idim 
Aliyyün-Nakî’nin sırrında idim
Hasanü’l –Askerîn dârında idim
Muhammed Mehdî’ye indi bu kurban

Aslı Şâh-ı Merdan,gürûh’u Naci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Senede bir kurban tâlibin borcu
Pir-i Tarikat’a indi bu kurban

Tarikattan hakikat’a ereler
Cennet-i Âlâ’ya hülle sereler
Muhammed –Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban

Şâh Hatâyim eder bilirmi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkân
Tırnağında tesbih kanında mercan
Mü’min müslüman’a indi bu kurban

(Duaz bitince Zakir, sazların üstüne eğilerek dededen dua ister)

DEDE Allah Allah! Hizmetleriniz kabul, muradlarınız hasıl ola. Ağzınız ağrı dert görmeye. Zikrettiğiniz, Erenlerin Evliyaların ve Hizmet Piriniz Bilal-i Habeşi Abduş Samed Hz İmam Bakır’ın Hüsnü himmetleri üzerinizde Hazır ve nazır ola. Demi Hünkar Kerem’i evliya gerçek erenler demine Hu!

FERRAŞ : (Farraş gelerek meydana yine üç kez süpürge çalar.) Allah allah Güruhu naciyim kırklar meydanında süpütkeciyim pir divanında durucuyum hamdülillah pirimiz Hacı Bektaşi Velidir Ali Muhammed den üstadımız seyyidi ferraşidir Allah eyvallah nefes pirdedir..)

DEDE Allah Allah! Hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola. Seyyidi Ferraş efendimizin himmeti üzerine ola. Gerçek erenler demine Hu!

(Kurban işleminin bitmesiyle birlikte o zamana kadar yan yana oturan cemaate hitaben.)

DEDE Dar çeken Didar göre.Didar gören cehennem narı görmeye. Erenler sefasına vara. Gerçek erenler demine Hu! Diye ihtiyaç molası verilir. Bu arada dede bilgisi dahilinde, Balım Sultan muhabbeti yapar.

Çerağ uyarması ile Hizmete başlanır. Çerağ hazırlığı sürerken dede Balım sultan muhabbeti yapar.
(Çerağcı çerağ malzemesini dedenin bulunduğu yere yakın şekilde meydana koyduktan sonra önünde dar’a durur. 

ÇERAĞCI (“Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir. Cam ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu, ne yalnız doğuda, ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak nur üstüne nurdur. Allah, dilediğini nuruna kavuşturur. Allah, insanlara misaller verir. O her şeyi bilir)”Nur suresi Ayet 35”

(Eğilip çerağı yakar. Diz üstü durarak aşağıdaki tercemanı okurken, Cem erenlerini selevat vermeye çağırır.)

Çerağı rüşan, fahr-i Dervişan, zuhur-u iman, Himmet-i Piran, Pir-i Horosan, Kürşad-ı Meydan, Kuvve-i Abdalan, Kanun-u Evliya gerçek Erenler Demine Hü! Çerağ-ı Evliya nuru-s Semavat, ki bu menzildir ol turu münacat.
Kaçan kim ruşen ola kıl niyaz, Muhammed-Ali’ye candan Salavat. 

CEMAAT Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa
“ “ “ Aliyyel Murtaza
Hasanü-l Mücteba
Huseyn-i Kerbela
Zeyne-l Aba
Bakır Baha
Cafer Rehnuma
Kazım Musa
Ali Sultan Rıza
Muhammed Taki
Ali Naki
Hasan Askeri
Muhammed Mehdi

(Çerağcı Selavattan sonra Çerağın sağına soluna önüne niyaz ettikten sonra ayağa kalkarak geri geri çekilir. Meydanın orta yerinde dara durup aşağıdaki duvazı okur.)

ÇERAĞ Çün çerağı fahr uyandırdık Hüdanın aşkına
Seyyid el kevneyn Muhammed Mustafa’nın aşkına
Sakii Kevser Aliyyel Murtazanın aşkına
Hem Hatice Fatıma Hayrünissanın aşkına
Şah Hasan Hulki Rıza hem Şah Hüseyni Kerbela
Ol imamı etkiya Zeynel abanın aşkına
Hem Muhammed Bakir ol kim nesli Paki Murteza
Cafer üs Sadık İmamı Rehmümanın aşkına
Musai Kazım İmamı Serfirazı ehli Hak
Hem Ali Musa Rızayı Sabiranın aşkına
Şah Taki ve Ba Naki hem Hasanül Askeri
Ol Muhammed Mehdi Sahip Livanın aşkına
Pirimiz üstadımız Bektaş Velinin aşkına
Haşredek yanan yakılan aşikanın aşkına

CEMAAT Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammed

DEDE Allah Allah! Hizmetin kabul, muradın hasıl ola. Cabir Ansarinin himmeti üzerinde ola. Gerçek Erenler demine Hu! (Duasını alan Çerağcı meydanı terk ederken Zakirler devreye girerler)

ZAKİRLER Konuyla ilintili kendi tercihleri doğrultusunda 3 duaz okurlar.
Hata ettim Hüda yaktı delili.
Muhammed Mustafa yaktı delili.

Ol Âl-i abâ’dan Haydar-ı Kerrar
Aliyyü’l Murtaza yaktı delili

Hatice’tül Kübra Fatıma Zehra
Ol Hayrü’n nisâ yaktı delili

İmâm Hasen aşkına girdim meydana
Hüseyin’i Kerbelâ yaktı delili

İmâm Zeynel, İmâm Bakır-ü Ca’fer
Kâzım Mûsa Rızâ yaktı delili

Muhammed Takî’den hem Ali Nakî
Hasanü’l Askerî yaktı delili

Muhammed Mehdî ol sahib zaman
Eşiğinde âyet yaktı delili

Bilirim günahım hadden aşubdur
Hünkar-ı Evliya yaktı delili

On iki İmâmdandır bu nur Hatâyi
Şir-i Yezdân Ali yaktı delili

İkinci söylemde “Kurdu bu yolu” üçüncü söylemde “Kabul eylesin” denilerek söylenebilir. 
(Duaz bitince Zakirler duaya dururlar)

DEDE Allah Allah! Hizmetleriniz kabul ola. Muradlarınız hasıl ola.Muhammed-Ali Ehli beyt Katarlarından, didarlarından ayırmaya. Adlarını zikrettiğiniz On iki İmamların himmeti üzerinizde ola. Diliniz derd görmeye. Dil bizden nefes Hazreti Hünkardan ola. Gerçeğe Hü! 
(Süpürgeci meydana üç kez süpürge çalar)
FERRAŞ Allah Muhammed Ya Ali. Pirimiz Hacı Bektaşi Veli. Allah Allah! Biz üç bacıydık. Güruhu Naciydik. Kırklar Meydanında süpürgeciydik.. Süpürgeci Selman, kör olsun Yezidi Mervan Gele yetişe Mehdi sahip zaman. Nefes pirden ola Allah Eyvallah!

DEDE Allah Allah Saile Selman mülkü Süleyman Kör olsun Mervan Cennette Rıdvan Hayır hizmetin kabul ola. Muradın hasıl ola isteğini dileğini Hak Muhammed Ali vere Seyyidi Ferraş efendimizin Himmeti üzerinize ola. Gerçeğe Hu mümine ya Ali.
(Duayı takiben Sakka, ibrik ve Leğenle birlikte Dededen başlayarak Salman halkasının eline su döker. Sonra yanında elinde havluyla hizmet veren bacıyla birlikte dara durur.)

SAKKA Allah Allah! Ben Gulami Haydariyem. Adudan etmem Hayfu pak. Çünkü bu hizmette örnektir bana Salman-ı Pak. Gönlümüzü Hakka bağlayıp yunduk. Arındık olduk pak. Nefes Pirdedir.

DEDE Allah Allah! Hizmetleriniz kabul ola. Dileğinizi Hak Muhammed- Ali vere. Elleriniz dert görmeye. Gönlünüz incinmeye. Yoluna Hizmet ettiğiniz Pirin himmeti üzerinizde ola. Dil bizden nefes Hünkardan ola. Gerçeğe Hü! 
(Bu işlemin ardından Tevhid başlar. Zakirler dededen destur isteyerek duaza başlarlar.) 
ZAKİRLER 
Bu gün pir bize geldi
Gülleri taze geldi.
Önü sıra Kamberi
Ali Murtaza geldi
CEMAAT La İlahe İllallah
Ali Murtaza Şahım, .
yüzüdür kıblegahım 
Miracdaki Muhammed
Alemde Padişahım
CEMAAT La İlahe İllallah
Padiş^şahım Yaradan
Okur aktan karadan
Ben Pirden ayrılalı
Yüz yıl geçti aradan
CEMAAT La İlahe İllallah
Aramı uzattılar
Yâreme tuz attılar
Bir kul geldi Fazlıya
Bedestende sattılar
CEMAAT La İlahe İllallah
Sattılar bedestende
Ser verir gülistanda
Muhammed’in hâtem’i
Bergüzar bir arslanda
CEMAAT La İlahe İllallah

Arslanda bergüzarım
Pir hayâlin gözlerim
Hep hasretler kavuştu
Ben hâlâ intizarım 
CEMAAT La İlahe İllallah
İntizarın çekerim
Lebleri bal şekerim
Ben pir’den ayrı düştüm
Göz yaşları dökerim
CEMAAT La İlahe İllallah
Dökerim göz yaşını
Bak mevla’nın işini
Kurban eyledi keşiş
Yedi Oğlunun başını
CEMAAT La İlahe İllallah 
Keşiş kurban eyledi
Kâfirler kan eyledi
Gökten indi melekler
Yerde figan eyledi
CEMAAT La İlahe İllallah
Figan eyler melekler
Kabul olsun dilekler
Yezit bir derd eyledi
O derd beni helâkler
CEMAAT La İlahe İllallah
Yezid bir derd eyledi
Erenler vird eyledi
Pirim bir şehir yapdı
Kapısını dört eyledi
CEMAAT La İlahe İllallah
Dört eylemiş kapısın
Lâl-ü gevher yapısın
Yezidler şehid etti
İmâmların hepisin
CEMAAT La İlahe İllallah
Hasana ağu verdiler
Hüseyine kıydılar
Zeynel ile Bâkırı
Bir zindana koydular
CEMAAT La İlahe İllallah
Zindanda bir ezadır
Ca’fer yolu gözedir
Ca’fer’in de bir oğlu
Mûsa Kâzım Rıza’dır
CEMAAT La İlahe İllallah
Takî Nakî ağlarım
Sinem yara dağlarım
Askerî’yi Mehdi’i
On ikiye bağlarım
CEMAAT La İlahe İllallah
On ikidir katarım
Dürlü matah satarım
Yüküm Lâl-ü gevherdir
Müşteriye satarım
CEMAAT La İlahe İllalla
Satarım müşteriye
Kervan kalsın geriye
Cebrail hûş eyledi
Cennetdeki hûriye
CEMAAT La İlahe İllallah
Cebrail hûş eyledi 
Hatırın hoş eyledi
Kanat verdi kuluna
Havada kuş eyledi
CEMAAT La İlahe İllallah
Kuş eyledi havada
Gezer dağda ovada
El kaldırmış melekler
Saf saf durmuş duada
CEMAAT La İlahe İllallah
El kaldırmış hakkına
İsm’i âzâm okuna
İsm’i azam duası
Tatlı cana dokuna
CEMAAT La İlahe İllallah
Dokunur tatlı cana
Ağlarım yana yana
İmamlar’ın dâvası 
Kaldı ulu divana
CEMAAT La İlahe İllallah
Ulu divan kuruldu
Cümle mahluk derildi
Yezdan işaret etti
Sur’u Mahşer vuruldu
CEMAAT La İlahe İllallah
Pir dediler Ali’ye
Hacı Bektaş Veli’ye
Hacı Bektaş tacı’nı
Vurdu Kızıl deli’ye
CEMAAT La İlahe İllallah
Kızıl Deli Tâcımız
Şeyh Ahmed Mirâcımız
Karaca Ahmed gözcümüz
Yalıncak duacımız
CEMAAT La İlahe İllallah
Kul Himmet Üstadımız
Bunda yoktur Yâdımız 
Şâh-ı Merdân aşkına 
Hak vere muradımız
CEMAAT La İlahe İllallah

CEMAAT (Tüm cemdekiler) Lailahe İllallah Ali Mürşit Ali Şah Ali Haydar Ali Şah, Ali Esed, Ali Şah
Ali Şir’dir Ali Şah Eyvallah şahım Eyvallah, Hak La ilahe illallah “Her kıta sonunda cemaat bu nakaratı okur” 

DEDE : Şu gülbangı okur… Allah Allah 
Medet Allahım medet 
Gel derdime derman eyle. 
Yetiş Muhammed Ali 
Gel derdime derman eyle..

Hasan Hüseyin aşkına 
Yardım eyle düşküne 
İmam Zeynelin aşkına, 
Gel dertlere derman eyle 

İmam bakırın katına 
Caferin ilmi zatına 
Mûsa Rıza hürmetine
Gel dertlere derman eyle

Şah Taki ve ba Naki
İmam Hasanul Askeri
Yarlıga men kemteri
Gel dertlere derman eyle

Gel haktan bir dilek dile
Mehdî sahib zaman gele
Dedemoğlu Secde kıla
Gel dertlere derman eyle

DEDE Allah Allah! Vakıtlar hayrola, hayırlar fethola, şerler defola. Secdeye inen başlarınız ağrı derd görmeye. Adlarını çağırdığımız On iki imamların hüsnü himmetleri üzerimizde sayeban ola. Dil bizden, nutuk Hazreti Hünkardan ola. Dem-i Balım Kerem-i evliya, gerçek Erenler demine Hü! 

DEDE Allah Allah! Dar çeken didar göre. Didar gören Cehennem narı görmeye. Erenler sefasına vara. Gerçeğe Hü!

FERRAŞ (Meydan ortasına dara gelir.) Güruhu naciyim kırklar meydanında sübürkeciyim Hamdülillah pirimiz Hacı Bektaş Velidir. Üstadımız Ali- Muhammed den seyydi Ferraştır. Ber Cemali Muhammet, Kemali Hasan, Hüseyin, Ali Ra Bülend’e Salavad!

CEMAAT Allahümmesalli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammed.

DEDE (Car Duası verir) Allah Allah! Hayırlar feth ola. Şerler defola. Münkir münafık mat ola. Süpürgeci Selman Kör olsun Yezidi Mervan. Carımıza yetişsin Ali Şahı Merdan.Hizmetin Hakka geçe. Seydi Ferraşın himmeti üzerine ola. Yüzün ak ola. Nuri nebi Keremi Ali Pirimiz Hünkarımız Hacı Bektaş Veli demine Hü!

(Sıra Miraçlamaya gelmiştir. Miraçlama söylenirken bacılar ayağa kalkar.)

ZAKİRLER 

Geldi Cebrail çağırdı 
Hak Muhammed mustafa
Hak seni Mirac’a oku
Davete kadir Huda 

Evvel emanetim budur
Pir-ü Rehber tutasın
Kadimi erkana yatıp
Tarîk-ı Müstkime

Muhammed şol kula vardı
Yoktur senden bir aziz
İmdi senden el tutayım
Hak buyurdu Ve’dduhâ

Muhammed’in belin bağladı
Anda âhir Cebrail
İki gönül bir oluben
Yürüdüler dergaha

Vardı dergah kapısına
Gördü bir arslan yatar
Arslan anda hamle kıldı
Başa koptu tufâne

Buyurdu Sırr-ı Kâinat
Korkmasın Habibim dedi
Hatem’i ağzınaver ki
Arslan ister nişane

Hatem’i ağzına verdi
Arslan anda oldu sakin
Muhammede yol verdiler
Arslan gitti nihane

Vardı Hakkı tavaf etti
Evvel bunu söyledi
Ne heybetli senin şîrin
Hayli cevreyledi bize

Gördü bir çare derviş
Hemen yutmak diledi
Ali bile olayıdı
Dayanırdı bu cevre

Ey benim sırr-ı devletim
Sana tabidir ümmetim 
Eğiliben secde kıldı
Eşiği Kıble-gâh’a

Kudretten üç hon geldi
Sütü elma baldan aldı
Muhammed destini sundu
Nûş ettiAzamet-ullâha

Doksan bin kelam danıştı
İki gönül dostuna
Tevhid’i armağan verdi
Yer yüzünde insana

Muhammed ayağa durdu
Ümmetini diledi
Cümlesine rahmet olsun
Dedi anda kibriya

Eğiliben secde kıldı
Hoş kal sultanım dedi
Kalkıp evine giderken
Yol uğrattı Kırklara

Vardı kırklar makamına
Oturuben oldu sakin
Cümlesi de secde kıldı
Hazret-i Emrullaha

Muhammed secdeye koydu yüzün
Hakk’a teslim etti özün
Cebrail getirdi üzüm
Hasan ile Hüseyin’e

Selman anda hazır idi
Şey’en lillah diledi
Bir üzüm danesi koydu
Selman-ı keşkül-ullaha

Kudretten bir el geldi
Ezdi engür eyledi
Hatemi ol elde gördü
Uğradımüşkül hale

Ol şerbetten biri içti
Cümlesi mest-ü Hayran
Mümin müslüm üryan büryan
Hepside girdiler semah’a

Cümlesi de el çırpuben
Dediler Allah Allah
Muhammed de bile girdi
Kırklar ile semaha

Muhammed de cûşa geldi
Tâcı başından aldı
Kemerbestin kırka böldü
Sarıldılar kırklara

Muhabbet galip oldu
Yol-erkân yerin buldu
Muhammed’i gönderdiler
Hatırlar safa Oldu

Muhammed evine gitti
Ali Hakk’ı tavaf etti
Hatem’i önüne koydu
Dedi saddak Mürteza

Evveli sen âhiri sen
Ey velayetler mÂdeni
Cümleside sana tâbi
Dedi Şâh-ı Evliya

Şah HATAYİ’m vâkıf oldu
Bu sırrın ötesine
Hakk’ı inandıramadı
Özü çürük ervah’a

“Ayak üstü kalktı server “ (Tüm cem erenleri ayağa kalkar)
Oturdu hak makamına (Otururlar)
Hu dedi gerçek demine ( Zakire katılıp Hü derler)
Cümlesi de oldu sacid (Oldukları yerde secde ederler)

Miraçlama okunurken bir erkek ve bacı semah yaparlar
Miraclama bittikten sonra erkek ve bacı yan yana dara dururlar.

DEDE Allah Allah! Cümle alemi yaratan nuru mutlak Ya Allah,Ya Allah, Ya Allah Nuri Nübüvvet Ya Muhammed (3 defa) Nuri Velayet Ya Ali (Üç defa) Ekberi Ümmehat Hatice ve Fatıma analarımız, Hasan, Hüseyin, Zeynel, Bakır Cafer, Musa, Rıza, Taki, Naki, Askeri, Mehdi cümle imameyn ve Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli hürmetine yaptığımız ibadetler okuduğumuz gülbanklar semahlar ve cümle hizmetler huzuru baride kabul ola. Allah bütün kusur ve günahlarımızı bağışlaya.Doğru yoldan ayırmaya Şeytan şerrinden münafık mekrinden koruya. Kötülere eş etmeye. Eşimize dostumuza komşumuza çocuklarımıza yeryüzündeki cümle müminlerle beraber hayırlı işler hayırlı ameller hayırlı düşünceler nasib ve müyesser eyleye Didarı Aliden ve meşrebi Hüseyin den mahrum etmeye. Bilerek bilmeyerek yaptığımız günahlara geri döndürmeye. Semah yapan bacı ve kardeş miraçlama söyleyen Zakir ler hizmetlerinin pirinden şefaat bulalar. Dil bizden, nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş veliden ola. gerçek erenler demine Hu! Mümine ya Ali…

(Duadan sonra Zakirler Kırklar Semahının ağırlanmasını çalmaya başlarlar.Önceki Semahçılar yerlerine geçerken kırklar semahı için altı bacı altı erkek meydana gelerek semaha başlarlar)

ZAKİRLER Sabahtan yönümü hakka döndürdüm.
Muhammed Aliyi göreyim diye
Dünyanın gamından çektim elimi
Mürşiti Kamile ereyim deyü
Varıp bir Kamile yoldaş olmağa
Ah eğleyip ikrarında durmaya
Dört duvarın binasını kurmaya
Ararım üstadım bulayım deyü
Âşıkım serimi sevdaya saldım
Aşkın ateşine tutuldum yandım
İmâm eşiğinde peymançe durdum
Ali’nin yoluna öleyim deyu


(Yürüme) Ol imam Haseni canımla sevdim
Mazlum Hüseynin gulamı oldum
İmam Zeynel ile zindanda durdum
Kendimi kırk pare böleyim deyü.

Her zaman anarım kesmem zikirim
Adına kurbanım İmam Bakırın
Dünü gün vird’eyleyip okurum
Ca’fer’den bir nasip alayım deyu

(Hızlanma) Musa Kazım damenine Niyazım
İmam Rızaya bağlıdır özüm
Taki Naki Askeriyedir sözüm
Mehdi ile kılıç çalayım deyü. 

Kul VELİ’m hakka secde ederim
Hakk’ın buyurduğu yola giderim
Dinim Hakk’dır Hak kelamı ederim
On iki İmam’a ereyim deyu
(Samahçılar duaya durur)

DEDE Allah Allah! Hayır hizmetleriniz kabul ola Muradlarınız hasıl ola. İsteğinizi dileğinizi Hak Muhammed Ali vere. Döndüğünüz semahlardan hayır hasenet göresiniz. Ebu zer Gaffarinin, Hz. Fatımanın hüsnü himmeti üzerinize ola. Aliyyel Murtaza Kırklar Semahına kaydede. Gerçeğe Hü!
(Semahçılar yerlerine otururlar. Sırada Sakka vardır. )

DEDE Edep, erkan!

(Herkes diz üzeri gelir. Sakka su dolu sürahiyle gelip dara durur.)

SAKKA Bismi Şah..”-Biz her canlıyı sudan yarattık”(Enbiya suresi Ayet 30”) . Bütün dertlere derman olsun . Selamullah ala İmam Hüseyin Ve âl-i İmam Hüseyin Evlad-ı imam Hüseyin Lanetullah katil-i İmam Hüseyin .(Allah’ın laaneti İmam Hüseyin’in Katilinin üzerine olsun)
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin—Derdimize senden derman eyle derman ya Hüseyin– -Gayriye muhtaç kılma âşıkânı elaman—Sen medet kıl bizlere her vakit yâ Hüseyin—Sad hazeran Laanet olsun ol güruhu dalâle—Nakz-ı ahd ile şehit kıldılar anlar seni ya Hüseyin—İsm-i Pâkin aşkı için zikredeni koyma zulmette hergiz—Bermurad et dide-i giryan ile ağlayanı Ya Hüseyin—İznin ile su tapşırdım aşkına vermek için—Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat Ya Hüseyin. 
Bercemali Muhammed Kemali Hasan Hüseyin Ali Ra Bülende Selavad!

CEMAAT Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammed.
(Sakka sürahiden küçük bardaklara birer yudumluk su koyarak dede ile birlikte üç kişiye su verirken)

SAKKA Geçmişiz biz canı baştan erenler aşkına
Can gözü dem be dem Hakkı görenler Aşkına
Kerbela deşti gamında can verenler aşkına
Gözüm yaşı sebil ettim Şahı şehidim adına

(Sonra meydanın çevresini dolanarak elindeki sudan tüm cemde oturanlara serpiştirirken)

SAKKA Selamullah ya Hüseyin (3 Kez) Ahmedi Muhtar aşkına Hayderi Kerrar aşkına Sadıkı Sakka Selman pak aşkına. Sakkahüm ya imam Hasan Sakkahüm Şah Hüseyin Kıl şefahat katresi düşene ya Hüseyin Yardım eyle Allah, Allah çağrışana ya Hüseyin Selamullah ya Hüseyin (3 kez) (Sakka bundan sonra meydanın ortasında dara durur)

DEDE Allah,Allah! Hizmetini şehid ler Şahı kabul etsin. Selmanı Pakın himmeti üzerinde olsun. Gerçeğe hu!

ZAKİRLER (Mersiye okurlar)
İtmeyüp şah-ı Peygamber’den haya Hak’dan hazer 
Küfiyan-ı bi vefalar nakz-ı ahd etmiş meğer 
Kurretül-ayn-ı Rasûl-üeylemişler derbeder
Var isegel hâtırı-ı Şah-ı Rasûlullâh eğer
Ey saba var Kerbela deştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Hüseyin ibn-i Ali’den bir haber

Teşnegane kıl nazar kıl nazar bir katre su bulmuş mudur
Gülistân-ı Ahmed-i Muhtar’ı gör solmuş mudur
Kerbela toprağı hep al kan ile dolmuş mudur
Ol Huseyn-i Kerbelâ’ya bak şehid olmuş mudur
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyn ibn-i Ali’den bir haber 

Kırdılar mı gülbün-ü şah-ı Nebi’nin dâlini
Kesdiler mi ol Aliyyel-Murtazâ’nın bâlini
Hiç soran varmı yetimân’ın acep ahvâlini
Eyle Tahkik hânedân-ı Ehl-i beytt’in hâlini
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyn ibn-i Ali’den bir haber

Gel yetimler hâline rahmet Hudâ’nın aşkına
Sâdık-ul va’d-ül emin ol Mustafanın aşkına
Fâtih-i Hayber Aliyyel-Murtazâ’nın aşkına
Kâffe-i ervâh-ı pak-i enbiyanın aşkına 
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyn ibn-i Ali’den bir haber

Hazret-i Abbas şehid olmuş mu eyle cüst ü cü
Kavm-i Süfyân ordugâhı Şah’aetmiş mi gulû
Zaptîna almış mıdır nehr-i Fırat’ı ol adû
Verdiler mi bak yetîmâna aceb bir katre su
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyin ibn-i Ali’den bir haber

Zulm ile seddoldu mu râh-ı Şehîd-i kerbelâ
Çıktı mı eflâke dek âh-ı Şehid-i Kerbelâ
Bak zevâle erdi mi mâh-ı Şehîd-i Kerbelâ
Hûn ile âlûde mi Şâh-ı Şehîd-i Kerbelâ
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyin ibn-i Ali’den bir haber 

Ma’sumân u mazlûmân hep anda kurban oldu mu
Dâmen-i pâk-i Sekîne, Zeyneb al kan oldu mu
Kasım u Leylâ Züleyhâ hep perişan oldu mu
Ehl-i beyt’e bakesîr-i âl-i Mervan oldu mu
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyin ibn-i Ali’den bir haber

Bir haber yok mu HARÂBİ Şâh’dan hayretteyiz
Ağlayub şâm ü seher ah dûzah-ı firkatteyiz
Hatır-ı nâ şâd pür hüzn ü keder uzletteyiz
Biz mûhibb-i Ehl-i beyt mâtem-i sûz mihnetteyiz
Ey sabâ var Kerbelâdeştinden eyle bir güzer
Ver bize lûtfet Huseyin ibn-i Ali’den bir haber

(Mersiyeden sonra sofracı elinde ekmek ve kurban lokması olduğu halde meydana gelip ortada dara durur.)

LOKMACI Evvel Allah diyelim. Kadim Allah diyelim. Geldi Ali sofrası Hak versin biz yiyelim. Allah Eyvallah. Gerçeğe Hü! 

DEDE Allah, Allah! Hayır hizmetin kabul muradın hasıl olsun. Sofran Kamberin serdiği sofra olsun gerçek erenler demine hü! 

(Birkaç yere yer sofrası serilebilir. lokmalar dağıldıktan sonra. Sofracı “ Elimde yoktur kantar terazi herkes hakkına oldumu razı” diyerek toplumun razılığını alır.

DEDE Yaradan Tanrı adıyla! (” Onlar içleri çektiği halde yiyeceği yoksula öksüze ve esire yedirdiler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz. Bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz, derler.”) “İnsan suresi Ayet 8-9”
Allah, Allah! Lokma hakkına evliya keremine gerçekler demine Desturu pir izni mürşid yürüyenin lokması yürüye gerçeğe hü!
(Yemek bitince iki ellerinin parmak uçlarını sofraya koyarak dedenin duasını cümle sonlarında Allah, Allah! Derler.) 

DEDE Allah, Allah! Nimeti Celil, bereketi Halil, Şefaati Rasül inayeti Ali, Himmeti, Pirimiz Hacı Bektaş Veli Bu gide, ganisi gele Hak Muhammed Ali kabul ede. Yiyene helal yedirene delil ola Yiyeni yedireni pişirip getireni Hak saklaya, Hızır bekleye Şeyen Lillah Allah Eyvallah hü!

FEDRRAŞ: (Süpürgeci meydana üç kez süpürge çalar ve dara durur.)Güruhu Naciyim kırklar meydanında sübürkeciyim hamdülillah pirimiz Hacı Bektaş Velidir . üstadımız Ali Muhammed den seyyidi Ferraişidir .nefes pirdedir.

DEDE Allah Allah! Hayır Hizmetinden şefaat bulasın! Seydi ferraşın himmeti üzerinde olsun. Gerçeğe hü!

ZAKİRLER (Üç nefes bir duaz söylerler)

Muhabbet kapısı açıldı bize
Bugün pirler ile ülfetimiz var 
Gelmesin kallaşlar meclisimize
Bizim erenlerle sohbetimiz var

Ayin-i cemde herkes muradın buldu
Donandı meclisler nur ile doldu
Hep erenler evliyalar cem oldu
Bu dem bayramımız var seyranımız var

Pirler ocağında bizim yerimiz
Rızadayız taşra çıkmaz birimiz
Dolu kadeh sunar ,gani pirimiz
Kevser şarabından işretimiz var

Pirler huzurunda demler içildi
Kudret hazinesi anda açıldı
O meydanda lâl ü gevher saçıldı
Erenler halidir hikmetimiz var

Genc ABDAL tekbir getirdim ALLAH
Gürûh gülbang ile Allah Eyvallah
Pir elinden giydik El-hamdüli-llâh
Başımızda tâcı devletimiz var ( isteğe göre devam edebilir.)

DEDE Allah, Allah! Akşamlar hayrola hayırlar feth ola şerler defola. Münkirler mat Münafıklar berbat ola Müminler şad ola Meydanlar abad ola. Sırlar mestur Gönüller mesrur ola. Hak Muhammed Ali erenler ceminde hizmet bezledenleri cemde bulunan bacıları, kardaşları cümle Muhibbi ehli beytle beraber didarlarından katarlarından ayırmaya. On iki imam on dört masum pak on yedi kemer bestin Hüsnü himmetleri üzerimizde ola. Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli muin ve destigirimiz ola üçler beşler yediler kırklar ve rical el gayb erenleri safa nazarlarını üzerimizden esirgemeye Cenabı Hak cümlemizi münkir münafık şerrinden adu mekrinden hıfzı amanda eyleye Dertlerimize derman gönüllerimize iman hastalarımıza şifa borçlarımıza eda nasib ve müesser eyleye Cenabı Hak Cemi cümlemizi Muhammet Ali on iki imam katarına dahil eyleye. Bütün dünya milletleriyle birlikte Yurdumuzda Barış Dünyamızda Barış ihsan eyleye. Vaktimız hayır gele Dil bizden nefes Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veliden ola. Gerçek Erenler demine hu! Mümine ya Ali…

Oturan duran koğsuz gaybetsiz evine varıp yastığına baş koyan sağ yata selamet kalka Ali yoldaşı Hızır kılavuzu ola.Gerçek erenler demine hu! Mümine ya Ali…

(Cemde bulunanlar meydana niyaz ettikten sonra çekilir giderler. Dede ile hizmet sahipleri kalınca dışardaki bekçiler çağrılır. Rehber sağ başta olmak üzere duaya durur.)

DEDE Allah, Allah! Hizmetleriniz Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli dergahına yazıla.Hizmetiniz kabul muradınız hasıl ola. Allah korktuğunuzdan emin isteğinizi nail eyleye Hizmetinde bulunduğunuz erenlerin evliyaların Hüsnü himmetleri sizinle beraber ola. Gerçek Erenlerler demine hü! Mümine ya Ali…

(Duadan sonra dede ayağa kalkar. Çerağı meydanın ortasına getirir. Yönü Peygamber postu denilen posta dönük olarak diz üzeri oturur. Hizmet sahipleri dedenin geri tarafında sırayı bozmadan ayakta beklerler.)


DEDE Allah… Allah!
Batın oldu çerağı nur-u Ahmed
Zahir oldu Şems-i Mah’ı Muhammed
Allah eyvallah Hü dost 

(Diyerek ve çerağı söndürür.) 

NOT Verilen bu cem örneğinde Hünkar Hacı Bektaşi Veli evlatlarından “Ali Celalettin Ulusoy “efendimizin kitaplarından yararlanılmıştır. Kendilerine bizlere böyle bir eser bıraktığı için sonsuz şükranlarımı sunar Allah tan rahmet dilerim… Ayrıca Cem örneğinde verilen deyişler , duazlar ,Tevhitler, Miraclamalar ,yöresel farklılıklar gösterebilir. Zakirin bilgisine ezberine göre değişik şekil lerdede okuna bilir.

ERGÜL ŞANLI

HİZMET SAHİPLERİ TERCEMANLERI VE DEDE GÜLBANKLARI

PEYİK Allah… Allah bülbül oldum bugün gülzar geldim. Halim arzetmeye dildare geldim. Koyarlarsa bizi bizden içeri erenler kapısında düşmeye dildare geldim. Ber cemal’ı Muhammed Kemal’ı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah…Allah geldiğin yoldan durduğun dardan gideceğin yerden hayırlı haber ve sağlık getiresin. Hizmetinden hayır hasenet göresin. Cebrail aleyhisselamın ve Amrı Eyyar’ın hüsnü himmetleri üzerinize olsun. Gerçek erenler demine Hu!..

REHBER Allah…Allah hak dost Aşıklar, sadıklar, yanıklar, uyanıklar hazır gaip zahir batın Ayini cem erenlerinin gül cemallerine aşk olsun. Ber cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

REHBER ( Her ikisi “Rabbimiz kendimize yazık ettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmesen biz kaybedenlerden oluruz.” Dediler) “Araf suresi ayet 23”
Allah, Allah! Eli erde, yüzü yerde özü darı Mansur da. Hak Muhammed-Ali yolunda Erenler meydanı Pir divanında, canı kurban, teni terceman on iki imam ve on dört masum Pak Efendilerimizin dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak kavliyle Hak erenlerin nasihatlarını kabul etmek üzere yalın ayak yüzü üzere sürünerek gelmiş (İsimleri) Ayini Cem Erenlerinin izni icazetiyle Muhammet- Ali yoluna Seyyid Muhammet Hünkar Hacı Bektaş Veli tariki nazenine dahil olmak üzere koç kuzulu kurbanlarıyla gelmişler, Hakkı görmüş Rahı Hak bilmiş, Nesimi gibi yüzülüp Mansur gibi asılıp, Fazlı gibi borçtan halas olmak dilerler. Himmeti Pir niyaz ederler. Allah Eyvallah!

DEDE Allah…Allah Hizmetin kabul, muradın hasıl Yüzün ak ola Aliyyel Murtaza başın Hızır Yoldaşın olsun Aliyyel Murtaza Efendimizin Hüsnü himmetleri üzerinde olsun. Dil bizden nefes Pirimiz Hacı Bektaş Veliden olsun Gerçek erenler demine Hu!…Mümine ya Ali.

GÖZCÜ Allah…Allah Allah’tan ola hidayet Muhammed Mustafa dan bize şefaat Aliyyel Murtaza dan ola keramet Hünkar Hacı Bektaş Veli den ola himmet kırklar meydanında Pirimiz Gözcü er Mustafa dan Karaca Ahmet Ber cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah…Allah Hizmetin kabul muradın hasıl olsun. Gözcü Er Mustafa ve Karaca Ahmet Efendilerimizin hüsnü himmetleri üzerinizde olsun. Dil bizden nefes pirimiz Hacı Bektaşi Veli den olsun. Gerçek erenler demine Hu! 

ZAKİR Allah…Allah Erenler meydanı Hak divanında nefes okumaya, duaz imam söylemeye, yolumuz erkanımız üzere şelpe vurup hak demeye geldik. Ber cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah…Allah Hizmetin kabul muradın hasıl olsun ağzınız ağrı dert görmesin nefesiniz kimya olsun Hizmet piriniz Bilalı Habeş, Abdüs samet, İmam Bakır ve yedi ulu ozanlarımızın hüsnü himmetleri üzerinizde olsun.Gerçek erenler demine Hu! Mümine ya Ali…

BEKÇİ Allah…Allah Güruhu naciyim Kırklar Meydanında bekçiyim Hamdülillah Pirimiz Hacı Bektaşi Veli dir Ali Muhammed den üstadımız İmam Hasan dır. Ber cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülend’e selavat

BEKÇİ Allah…Allah Erenler meydanında yolumuz hak ola müşkülümüz hal ola Bu yolun sahibi bizleri saklaya bekleye. Ber Cemalı Muhammet Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah …Allah Erenler sefasına bekçiler davasına Yaptığınız hizmetleriniz kabul muratlarınız hasıl olsun.Piriniz İmam Hasan Efendimizin Hüsnü Himmetleri üzerinizde olsun. Gerçek erenler demine hu! Mümine ya Ali…

SÜBÜRKECİ Allah…Allah Güruhu Naciyim Kırklar meydanında sübürkecüyim pir divanında durucuyum. Hamdülillah Pirimiz Hacı Bektaş Velidir. Ali Muhammedden üstadımız Seyidi Ferraşidir. Allah eyvallah Nefes pirdedir.

SÜBÜRKECİ Allah ..Allah Üç bacıydık Güruhu Naciydik Kırklar meydanında sübürkeciydik. Sübürkeci Selman kör olsun Mervan gele yetişe Methi yi sahip zaman Allah eyvallah nefes pirdedir.

SÜBÜRKECİ Allah…Allah Güruhu Naci yim kırklar meydanında sübürkeciyim. Hüseyin’i kerbela için gözlerim kanlı yaştır. Yüzbin lanet olsun yezidin bağrı kara taştır. Erenler meydanında Aliyyel Murtaza baştır Pirimiz kırklar içinde seyidi Ferraştır

DEDE Allah…Allah Hizmetin kabul ola muradın hasıl ola Seyidi Ferraş efendimizin Hüsnü himmeti üzerinizde ola Gerçek erenler demine hu ! Mümine ya Ali.

DEDE Allah …Allah Saile Selman mülkü Süleyman Kör olsun Mervan, Cennette Rıdvan carımıza yetişsin Ali şahı Merdan hizmetin hakka geçe Seyidi Ferraş efendimizin hüsnü himmeti üzerinize ola Gerçek erenler demine Hu!..

İBRİKÇİ Allah…Allah Ben gulamı Haydarıyem etmem adudan havf-u pak çünkü bu yolda örnektir Selmani pak gönlümüzü hakka bağlayıp yunduk arındık olduk pak Nefes pirdedir.

İBRİKÇİ Allah…Allah Haydarın yolunda sinem oldu çark dergahına yüz sürüp olmuşum haki pak Erenler bir yol kurdu kırklar içinde pirimiz üstadımız Selmani pak Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende Selavat.

DEDE Allah …Allah Hizmetleriniz kabul muradınız hasıl ola elleriniz dert görmeye gönlünüz incinmeye isteğinizi dileğinizi hak Muhammed Ali vere Selmani Pak efendimizin Hüsnü himmetleri üzerinizde ola Gerçeğe Hu!..

DOLUCU Allah…Allah Bade seni bade seni vermeyelim yade seni münkirin ne hakkı var zerre kadar dade seni Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah…Allah Dolularımız dolu olsun gönüller hep gani olsun yardımcımız Şahı Merdan on iki İmam olsun içirenlere delil, içenlere aşk ilahi olsun. İçtiğimiz bu demler abu Kevser olsun Kızıldeli, Akyazılı sultan efendilerimizin demi yürüsün. Dil bizden nefes Pirimiz Hacı Bektaşi veliden olsun Gerçek erenler demine Hu! Mümine ya Ali.

SECCADE Allah…Allah destur pirim Muhammed Mustafa’nın dır Bu seccade Aliyyel Murtazanındır bu seccade oniki İmamlarındır bu seccade Pirimiz Hünkar Hacı Bektaşi Velinin dir bu seccade Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah .Allah postlar kadim ola İnkar def ola hayıra gelmiş hayıra serilmiş ola .Kırklar meydanında serilen bu seccadenin üzerinde sorgulanan canların didarı cennet ola günahları af ola seccadeniz temiz yüzünüz ak olsun Hz Fatıma anamızın hüsnü himmetleri üzerinizde olsun.Dil bizden nefes Pirimiz Hacı Bektaş Veliden olsun Gerçek erenler demine Hu!

KUBANCI Allah…Allah Kurbanımız kabul ola Arasatta İmam Cafer sürüsüne karışa Aşk ile geldim meydana şahı katar uzatıyorum Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah ..Allah Kurbanlarınız kabul ola.yardımcınız Hak Muhammed Ali on iki İmam ola hayır hizmetleriniz kabul muratlarınız hasıl ola hizmet piriniz Muhammed Ensar ve Kasap Cömert efendilerimizin hüsnü himmetleri üzerinizde ola dil bizden nefes pirimiz Hacı Bektaş Veliden Ola Gerçek erenler demine Hu! Mümine ya Ali

PERVANE Allah…Allah Kırklar meydanında semah dönmeye Pir divanında hak aşkıyla yanmaya geldik hamdulillah Pirimiz Hacı Bektaş Veli dir Ali Muhammed’den üstadımız Hz Fatıma, Abuzer Gaffari dir. Ber Cemalı Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat 
DEDE Allah ..Allah Hayır hizmetiniz kabul muradınız hasıl ola İsteğinizi dileğinizi hak Muhammed Ali vere Döndüğünüz semahlardan hayır hasenet göresiniz Abuzer Gaffari nin ve Hz Fatıma nın hüsnü himmetleri üzerinizde ola Aliyyel Murtaza Kırklar semahına kaydede Gerçek erenler demine Hu! Mümine ya Ali.

SOFRACI Allah…Allah Evvel Allah diyelim…Kadim Allah diyelim…Geldi Ali sofrası Hak versin biz yiyelim Allah eyvallah Nefes Pirdedir. “lokma dağıtıldıktan sonra ise” Elimde yoktur kantar terazi herkes odlumu hakkına razı… Diyerek toplumdan razılık alındıktan sonra dede yemeğe başlama duası verir. 

DEDE “Yemeğe başlamadan önce” -Onlar içleri çektiği halde yiyeceğini yoksula, öksüze, ve esire yedirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz . bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz derler “İnsan suresi ayet 8-9 “ Lokma hakkına evliya keremine gerçekler demine desturu pir izni mürşit yürüyenin lokması yürüye gerçek erenler demine Hu! Mümine Ya Ali.

DEDE “Yemek yenildikten sonra” -Allah …Allah Nimeti celil. Bereketi Halil .Şefaatı Resul. İnayeti Ali. Himmeti Pirimiz Hünkar Hacı Bektaşi veli bu gide ganisi gele Hak Muhammed Ali kabul ede yiyene helal yedirene delil ola. Yiyeni yedireni pişirip getireni Hak saklaya Hızır Bekleye Şayen lillah Allah eyvallah

İZNİKÇİ Allah …Allah Kırklar Meydanında İznikçiyim Pir divanında durucuyum.Pirimiz Hacı Bektaşi Velidir. Ali Muhammed den Üstadımız Hüzeymetül Ensaridir. Ber Cemali Muhammed Kemalı Hasan Hüseyin Ali ra Bülende selavat.

DEDE Allah…Allah Hayır hizmetin kabul muradın hasıl olsun Piriniz Hüzeymetül Ensarinin Hüsnü himmetleri üzerinizde olsun. Dil bizden nefes Pirimiz Hacı Bektaşi Veliden Olsun Gerçek erenler demine hu ! Mümine ya Ali..

ÇERAĞCI Yaradan Tanrı adıyla (“Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nuru, içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir. Cam ise sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır. Bu, ne yalnız doğuda, ne de yalnız batıda bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak nur üstüne nurdur. Allah, dilediğini nuruna kavuşturur. Allah, insanlara misaller verir. O her şeyi bilir)”Nur suresi Ayet 35”

(Eğilip çerağı yakar. Diz üstü durarak aşağıdaki tercemanı okurken, Cem erenlerini selavat vermeye çağırır.)

Çerağı rüşan, fahr-i Dervişan, zuhur-i iman, Himmet-i Piran, Pir-i Horosan, Kürşad-ı Meydan, Kuvve-i Abdalan, Kanun-u Evliya gerçek Erenler Demine Hü! Çerağ-ı Evliya nuru-s Semavat, ki bu menzildir ol turu münacat. Kaçan kim ruşen ola kıl niyaz, Muhammed-Ali’ye candan Salavat. 


CEMAAT Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed Mustafa
“ “ “ Aliyyel Murtaza
Hasanü-l Mücteba
Huseyn-i Kerbela
Zeyne-l Aba
Bakır Baha
Cafer Rehnuma
Kazım Musa
Ali Sultan Rıza
Muhammed Taki
Ali Naki
Hasan Askeri
Muhammed Mehdi

(Çerağcı Selavattan sonra Çerağın sağına soluna önüne niyaz ettikten sonra ayağa kalkarak geri geri çekilir. Meydanın orta yerinde dara durup aşağıdaki duvazı okur.)

ÇERAĞ Çün çerağı fahr uyandırdık Hüdanın aşkına
Seyyid el kevneyn Muhammed Mustafa’nın aşkına
Sakii Kevser Aliyyel Murtazanın aşkına
Hem Hatice Fatıma Hayrünissanın aşkına
Şah Hasan Hulki Rıza hem Şah Hüseyni Kerbela
Ol imamı etkiya Zeynel abanın aşkına
Hem Muhammed Bakir ol kim nesli Paki Murteza
Cafer üs Sadık İmamı Rehmümanın aşkına
Musai Kazım İmamı Serfirazı ehli Hak
Hem Ali Musa Rızayı Sabiranın aşkına
Şah Taki ve Ba Naki hem Hasanül Askeri
Ol Muhammed Mehdi Sahip Livanın aşkına
Pirimiz üstadımız Bektaş Velinin aşkına
Haşredek yanan yakılan aşikanın aşkına

CEMAAT Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammed

DEDE Allah Allah! Hizmetin kabul, muradın hasıl ola. Cabir Ensarinin himmeti üzerinde ola. Gerçek Erenler demine Hu! 

(Duasını alan Çerağcı meydanı terk ederken Zakirler devreye girerler)

SAKKA Bismi Şah..”-Biz her canlıyı sudan yarattık”(Enbiya suresi Ayet 30”) .Bütün dertlere derman olsun . Selamullah ala İmam Hüseyin Ve âl-i İmam Hüseyin Evlad-ı imam Hüseyin Lanetullah katil-i İmam Hüseyin .(Allah ın laaneti İmam Hüseyin in Katilinin üzerine olsun)
Lütfuna muhtacız eyle ihsan ya Hüseyin—Derdimize senden derman eyle derman ya Hüseyin– -Gayriye muhtaç kılma âşıkânı elaman—Sen medet kıl bizlere her vakit yâ Hüseyin—Sad hazeran Laanet olsun ol güruhu dalâle—Nakz-ı ahd ile şehit kıldılar anlar seni ya Hüseyin—İsm-i Pâkin aşkı için zikredeni koyma zulmette hergiz—Bermurad et dide-i giryan ile ağlayanı Ya Hüseyin—İznin ile su tapşırdım aşkına vermek için—Aşkınla içenlere kıl ab-ı hayat Ya Hüseyin. 
Bercemali Muhammed Kemali Hasan Hüseyin Ali Ra Bülende Salavad!

CEMAAT Allahümme Salli ala Seyyidina Muhammed ve ala Ali Muhammed.
(Sakka sürahiden küçük bardaklara birer yudumluk su koyarak dede ile birlikte üç kişiye su verirken)


SAKKA Geçmişiz biz canı baştan erenler aşkına
Can gözü dem be dem Hakkı görenler Aşkına
Kerbela deşti gamında can verenler aşkına
Gözüm yaşı sebil ettim Şahı şehidim adına

(Sonra meydanın çevresini dolanarak elindeki sudan tüm cemde oturanlara serpiştirirken)
SAKKA Selamullah ya Hüseyin (3 Kez) Ahmedi Muhtar aşkına Hayderi Kerrar aşkına Sadıkı Sakka Selman pak aşkına. Sakkahüm ya imam Hasan Sakkahüm Şah Hüseyin Kıl şefahat katresi düşene ya Hüseyin Yardım eyle Allah.. Allah çağrışana ya Hüseyin Selamullah ya Hüseyin (3 kez)
(Sakka bundan sonra meydanın ortasında dara durur)

DEDE Allah,Allah! Hizmetini şehidler Şahı kabul etsin. Selmanı Pakın himmeti üzerinde olsun. Gerçeğe hu!

DAR GÜLBANGI Allah ..Allah Geldiğiniz yoldan, durduğunuz dardan, çağırdığınız pirden hayır hasenet göresiniz. Cenabı Hak ikrarınızda ber karar eyleye Muhammed’e kul Ali’ye talip eyleye. Ceddi cemalım ve pirimiz Hünkar Hacı Bektaşi Veli efendimiz Bu yoldan, bu dardan, bu pirden ayırmaya. Şeytan şerrinden adu mekrinden koruya dilde dileklerinizi gönülde muratlarınızı vere. Dil bizden nefes pirimiz Hacı Bektaşi Veliden ola. Gerçek erenler demine Hu! Mümine Ya Ali.

NAD-I ALİ DUASI Allah …Allah 

Nad-ı Aliyyen mahzar-ül acaip 
Tecidühü avnen leke fin –nevaip 
Li küllü hemmin ve ğammin seyen-celi 
Binur-u azametike Ya Allah Ya Allah Ya Allah
Binur-u nübüvetike Ya Muhammed Ya Muhammed Ya Muhammed
Binur-u Velayetike Ya Ali Ya Ali Ya Ali 
Edrikni edrikni edrikni 
La fetta illa Ali la seyfa illa Zülfikar
La gaza illa gaza el –Murtaza bil iktidar
Her bir kaza ve bela senden gelirse
Def eyle ya Perverdigar
Münkirin boynundan gitmesin Tığ ile teber
La fetta illa Ali La seyfa illa zülfikar
Gerçek erenler demine hu mümine ya Ali

Burada verilen deyiş ve duazlar örnek olarak verilmiştir. Yapılacak cemlerde Zakir lerin ezberindeki duaz, deyişlere ve yöresel farklılıklara göre çeşitlilikler gösterebilir. Ayrıca gelmiş geçmiş ozanlarımızın deyiş ve duaz larının yapılan cemleri mizde söylenmesinde hiçbir sakınca yoktur. Hatta onları anmak açısından yararlıdır.