Banaz Türkmen Kurultayı


16. Yüzyılda yörede bir çok dede ve ozan olmasına karşın; köşe taşları olan dört önemli dede gözükmektedir. Bunlar: Pir Sultan Abdal, Kul Himmet , Hubyar Abdal ve Ali Baba’dır. Kul Himmet bir deyişinde, “Ali Baba Hubyar’ın yâridir” demektedir.Başka bir deyişinde ise; “Kul olmuşuz Pir Sultan’a/Eşiği de kıblegâhtır” diyen Kul Himmet; Pir Sultan’ın yoluna başını kolduğunu ifade etmektedir. Gerek Kul Himmet’in gerekse Pir Sultan’ın bu döneme özgün halkın direnişini ve dertlerini anlatan şiirleri, bir tarihi dönemeci de anlatmaktadır.Hubyar Köyü’nde anlatılanlara göre Hubyar Abdal ile Ali Baba musahip kardeştirler.Halbuki bütün araştırmacıların ittifakla kabul ettikleri; Ali Baba’nın Pir Sultan Abdal’ın musahibi olduğudur. Hubyar Abdal ile Ali Baba aynı dönende yaşamış pirdaştırlar, Alevi-Kızılbaş davasının yerel önderleridir. Ali Baba 1574 yılında vefat eder. Pir Sultan Abdal 73 yaşında şiir yazar, 1548/50 yılları arasında Sivas’ta asılır. 
Yine anlatılanlara göre; Kat Beldesi’nde ve bu bölgede bulunan mağara ve gözelerde Ali Baba ile Hubyar Abdal’ın bir müddet saklandıkları, zikr edip çile çektikleri, sonra toplum içine döndükleri rivayetinin bir de gerçek yönü vardır. Bu gerçeklikte bir birkaç halk hareketine katılan bu iki Alevi önderinin Osmanlı yönetimince arandıklarından “Kat” yöresinde bulunan Ballıca Mağarası ve Çaylı Köyü’ne yakın bugün ziyaretgah olan gizli kuytulukta saklanmalarıdır. Bugün “Kat” bir ziyaret mekanı olup, adaklar sunulmakta ve kurbanlar tığlanmaktadır… Bu dönemde yörede gerçekleşen en önemli olaylardan birisi de Yıldız Dağı’ndaki “Türkmen Kurultayı”dır.
Pir Sultan Abdal’ın otağı Yıldız Dağı’nı Bektaş Ali Temel dede şöyle anlatmaktadır:
“Yıldız dağı ikibin üçyüz otuzüç rakımdadır. İkibin altıyüz kırk altı rakımda olan Tekeli dağı ile karşı karşıyadır. Tekeli dağı Hubyar Sultan’ın meskeni, yaylasıdır. Yıldız dağı da Pir Sultan Abdal’ın yaylası otağıdır. Tekeli dağı ile Yıldız dağı Hubyar’la Pir Sultan’ın biri birine göstermiş olduğu saygı ve sevgilerini andırır. Tekeli dağı ile Yıldız dağı iyi bir dikkatle bakıldığı zaman iki dostun birbirini gözleyip, kucaklaması gibi birbirine muhabbet anlamındadır. Yıldız Dağı’nın koyaklarından akan soğuk sular, suların kenarlarında töre, tüçca otları, kırlarında lale, sümbül, kır çiçekleri, doğanın yüzünde beyaz taşlar, yeşil çimenler, çevresinde ötüşen kuşlardan esen yellerden, orayı gezen insanlar bir büyük ziya, ilham alırlar. Havasının suyunun tadına doyulmaz.”
İşte böye betimlenmiş güzide bir yerde Şah İsmail, Türkmen Kurultayı’nı toplar. Anadolu’daki Oğuz boyları ve Alevi-Bektaşi dede ve babaları bu dönemde hepsi Şah İsmail yanlısıdır. Aşıkpaşa’nın yazdıklarına göre, Şah İsmail taraftarı Sufi Türkler buluştuklarında “selamün aleyküm” yerine “Bismi Şah” derler. Hastalarına “dua” yerine Şah ile başlayan gülbank okurlar. Demektedir ki o döneme özgü bir dini-siyasi yapılanmadan söz edilmektedir. Bu yapılanmamın adı da “Kızılbaş Siyaseti ve toplumsal formasyonudur”. Bugün dahi Nizari İsmaililer de Arapça selam yerine “Ya Ali Meded! ya da Meded Ya Ali” denmektedir. Bu iki selam söylemini araştırma yaptığımız bazı bozulmammış saf Aleviliğini koruyan yörelerde pirivani dedelerden duyduk. Şah İsmail’in 2002 yılında olmamıza karşın etkinliği hala Kızılbaş Türkmenler üzerinde sürmektedir. Yedi ulu ozan arasında sayılmasının nedeni de bu etkinliğinden kaynaklanmaktadır…
Şah İsmail onbeş yaşında, Anadolu Türkmen oymaklarının yardımı ile 9 Eylül 1502’de Tebriz’de “Kızılbaş Türkmen Safavi Devleti”ni resmen kurar. 1509 yılında kurduğu Türk Devleti’nin sınırlarını belirlemek için bir danışma toplantısı düzenlemek ihtiyacı doğar. Bu toplantıyı düzenlemek için de Pir Sultan Abdal’ı görevlendirir. Bunun için Alevi adabı gereği lokma olarak Peyk (ulak) ile bir sepet elma gönderir. “Kızıl Elma” Türkmen geleneğinde kutsiyet ifade etmektedir. Bir Alevi köyüne pir gelmeden önce bir sepet elmayı rehbere gönderir, rehberde peyk vasıtası ile her haneye bir elma dağıtarak, dedenin geleceğini ve “görgü cemi”nin yapılacağı günü bildirir. Orta-Asya eski Türklerindeki bu geleneği Şah İsmail’de uygulayarak elmayı ulu ozan Pir Sultan’a göndermiştir. Elma’yı alan Pir Sultan Abdal, öncelikle Hacı Bektaş Pirevi Postnişini Balım Sultan gider ve destur alır. Balım Sultan bu toplantıyı destekler. Pir Sultan Abdal’ın bu organizasyonu için Balım Sultan kardeşi Kalender Çelebi’yi görevlendirir. Bu toplantın düzenlenmesinde görev alanlar; Tokat, Almus’un Varzıl Köyü’den Safevi soylu bir dede olan Kul Himmet, yine aynı yöreden Hubyar Abdal, Sivas’tan Pir Sultan’ın müsahibi Ali Baba, Şah Kulu, Nur Ali Halife gibi önderlerdir.
1509 Yazında Yıldızeli’nin Banaz ile Bedirli arasındaki Sarıkaya yaylasında toplantı yapılacağı Anadolu’daki bütün Türk Oymak beyleri ile Dede Ocaklarına bildirilir. Bunu casusları vasıtası ile haber alan II. Beyazıt, Bektaşi Tarikatına girme gerekçesi ile Balım Sultan’ı İstanbul’a çağırtır ve Yahya Paşa komutasında bir orduyu da Ankara’da konuşlandırır. Şah İsmail; Dulkadirli (Maraş-Elbistan) ülkesine sefer düzenleyeceğim gerekçesiyle Osmanlı hududunu geçerek Tokat yöresine gelir.Yıldız Dağı’nın sarıkaya koruluğunda toplanan Anadolu Türkmen Oymak Beyleri ve Ocakzade Dedeler: Şah İsmail’e biat edip ikrar verirler. Ayn-i Cem yürütülür. Şah İsmail Hacı Bektaş ve Erdebil dergahlarının birbütün olduğun belirterek, Sercem Postuna Kalender Çelebi’yi oturtur. Zakirliği Pir Sultan ve Kul Himmet üstlenir. Sakiliği Koyun Baba tekkesi postnişini Hasan Efendi yapar ve ateş rengi güllü kadehle “aşk olsun!” diyerek Şah İsmail’e bir dolu sunar. Hubyar Abdal ise bacı ve sofular ile birlikte yel-yepenek semah döner. Oniki hizmetlerin tümünü postdedeleri ifa eder. Kurbanlar tığlanır, şölenler verilir. Banaz Türkmen Kurultayı’nda Anadolu Türk halkının ahvali hakkında “bir ayak üstünde binbir kelam eylerler.”
Anadolu Türk Beyleri ve Ocakzade Dedelerin “İstanbul’u alma” önerilerine Şah İsmail ve danışmanları sıcak bakmaz. Safevi Kızılbaş Türk Devleti’nin sınırları olarak Dicle-Fırat’tan Orta-Asya Ceyhun Irmağı’na kadar ki coğrafi alan kararlaştırılır. Şah İsmail, bu kurultayın aldığı kararları uygulamak üzere ordusu ile Yıldız Dağı’ndan ayrılır.. Pir Sultan Abdal bu olaya ilişkin şu deyişleri söyler ki biz iki şiirin birer kıtasını veriyoruz.
“Benim şahım alkırmızı bürünür 
Dost görünür düşman yüzü bilinir 
Yükseklerde Şah’ın ili görünür 
Yıldız dağı niçin kalkmaz dumanın,,
“Mağripten çıkar görünü görünü
Kimse bilmez evliyanın sırrını
Koca Haydar Şeyh Cüneyt torunu
Ali nesli güzel imam geliyor.