Alevi Tasavvufunda Dört Kapının Boyutları

ALEVİ TASAVVUFUNDA DÖRT KAPININ BOYUTLARI


Alevilik sadece inanç demek değildir, kültürel ve toplumsal boyutuylada beşeri dünya işlerine tekabül eden uygulamaları vardır. Alevilik eğitim ve öğretimine göre ve yetenekleriniz ölçüsünde, en iyi şekilde uygulayabileceğiniz dünyada toplumsal işlevlerimiz vardır. Allah’ın bize emrettiği inanç ve tapınma ritüelleri, dinsel ögelerinin hepsi araçtır.Çünkü, Allah katında en son iyi ameldir; insanın toplumsal sorumluluğu ve onun toplum içindeki olumlu tavrı ve davranışlarıdır. İşte bunun içindir ki; kurallar ve araçlar; ferdin toplum yararına yapacağı işleri ve ilkeleri kapsamaktadır. Hz.Muhammed: “hiçbir insan, kendisi için arzu ettiklerini başkaları için arzu etmedikçe, gerçek bir mümin değildir”. Yine Peygamberimiz: “Bütün yaratıklar Allah’ın halkıdır. Onu sevenler halklarına en yararlı olanlardır” demektedir. İmam Cafer Sadık da şöyle buyurmaktadır: “Mümin müminle kardeştir, çünkü her ikisinin babası ışık, anası şefaattır.

İnsanda üç manevi merkez vardır: Akıl, Gönül, Nefis’dir. İnsan bütüncül bir varlık olarak bu üç mrkezini toplumsal sevgi temelinde dengeli idare etmek zorunluluğundadır. Buda alınacak bir eğitim sonucunda bir yöntemle olmaktadır. İşte, Alevi gibi yaşamak isteyen insan dört kapı kırk makam üçyüz altmış menzilden geçerek Hakk-Muhammed-Ali yolu sürdürmektedir. Dört kapı yada dört boyut şudur:


1.Şeriat (Toplumsal Hukuk, Zahiri aleme ilişkin uygulamalar)
2.Tarikat (Hakk-Muhammed-Ali Yolu)
3.Marifet (İrfan, bilgi ve beceri,Gerçek bilgi)
4.Hakikat (Kulli Akıl ile Cüzi aklın tümlüğü)
1. Şeriatı iki boyut içinde algılanır:1) Hakk’a teslim olma; Fatiha Suresi’nde anlatılan İslamı kabuldür.2) İnançlı olma; Gülbank’ta şöyle ifade edilir: “Allah’ım, peygamberin Muhammed’i, velin Ali’yi ve masumu pak12 İmamları ve Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’yi vede birliğimizi ve dirliğimizi sağlayıp yaşatan bütün pirlerimizi mübarek eyle, gerçeğe Hü !”
2.Tarikatı üç boyutta uygululanır: 1) Hakk’a itaat ederek kulluk etmek. Allah’ın bütün peygamberlerinin tebliğ ettiği dinler özde birdir; çünkü onların hepsinin ortak bir hedefi vardır.2) Yaptıkların iyilikleri açığa vurmama ve doğru ilkeleri topluma tebliğ etmek; 3) Velayet-Mürşid-Pir-Rehber’e biat ederek bir ocağa intisap edip, dededen el alıp etek tutup, musahip olmaktır.
3. Marifet tek boyutludur. Allah’ın yarattığı ilk mevcut cevher, nurdur. Dede cemlerde çerağ (delil) uyandırırken şu duayı okur. (Kimi cemlerde çerağcı okur) “ çerağı ruşan, fahri dervişan, zuhuru iman , himmet piran, piri Horasan, kürşadı meydan, kuvvei abdalan kanunu evliya, gerçek erenler demine hu..”
Allah’ın kutsaması olan marifet gerçeği; İnsanın öz ruhsal aşkı ve Allah’ın ısığı ve gerçek bilgi aydınlatmasıyla ve deruni irfani beceriyle; bir birey üstün yetenekli erdemli bir insan dönüşerek yeniden doğuş yaşar.


4. Hakikatı iki boyut içinde algılanır: 1)Hakka ve öze güvenip tevekkül ile ruh ve bedeni arındırarak emanet eylemek; 2) Allah’ın birliğinde tevhid olup “Mutlak-ı Vücud” olarak bütünleşmektir, “ölmeden önce ölmektir”. Hakikat kapısında İmam Cafer Buyruğundaki “Rıza Kenti” tasarımındaki toplumsal aşamada “Hakk ile hak, yer ile yeksan” olunarak kamil toplum sevgisinde bütünlenen inanç sonsuz mutluluğu hedefler. Bu sonsuz mutluluk ise kainat kadar geniş olan sevgi ve Aşk-ı Didar Cenneti’dir. Bu cennet dünya ve evrendir, birlik ve dirlik olmaktır; kadın erkek eşitliğinde Ayn-i Cem olmaktır. Bu tasavvufi anlayıştan dolayı; Allah dahil, Kainat ve canlılar birbirinden ayrılmaz biçimde bir bütünlük içinde; etik, estetik, naif, eşit, canlı, enerjik, hareket halinde “varoluş çevrimi”de olup tek mevcudiyettir. Büyük mutasavvıf Şeyh Ekber Muhiyiddin İbn Arabi (Ö.1240); “Allah ve Allah’ın sıfatlarından başka bir varlık olmadığını, Kainattaki varlıkların hakikatte İlahi sıfatların görüntüsünü aksettiren bir ayna ve Hakk’ın tecellileri olduğunu” söylemektedir ki; varoluş ve zuhur, akıl ve Mutlak-ı Vücud konularında tasavvuf ehli kamillerde aynı görüşleri paylaşmaktadırlar. “Her nereye dönerseniz dönün, orada Allah’ın yüzü vardır”


3. ALEVİ TASAVVUFÎ SİSTEMİ


Allah’tan sonra, Hızır (as), Nebiler, Veliler her çağda ve her yerde, bütün koşullarda madden ve manen bu dünyada var olup halkın yanındadırlar. Onların eli, her Cuma Cemi’nde ve her gün üzerimizde hazır ve nazırlardır. Sıtk ile çağırdığımızda imdadımıza yetenlerdir. Yeter ki bizler kamil insanlardan olalım. Yeter ki, nebilerin ve velilerin davranışlarını örnek alıp öyle hareket edelim.


Alevi inanç kuramında, hiyerarşi oluşturan mantıksal bir sistem vardır. Bu hiyerarşi içinde daha irfani ve daha mükemmel olanlar, daha az mükemmel ve daha az bilgili olanları emri altına alır. Bu hiyerarşide, Allah birincil irade –i külliye, mutlak akıl, hüküm ona ait ve buyruk verendir. İkincil olan Mürşid-i Kamil ise daha az mükemmel ve müştehidir, üryan-ı nezirdir. Üçüncü olan Pirdir.Dördüncü olan Rehberdir. Beşinci olan musahip kardeşlerdir. Altıncı olan ikrar vermiş taliplerdir. Yedinci olan ise muhiplerdir


Asr-i Sadet döneminde bu hiyerarşinin tepesinde Natık (konuşan), vahyileri tebliğ eden peygamber ve ona Samit ( Kuran’ı bilip de konuşmayan) vekillik eden, veleyat (İmam) bulunur. “Ben ilmin şehriyim Ali de kapısıdır” hadisinde belirtildiği gibi. Peygamberin ölümünden sonra, hakikatları halka göstermeye ve açıklamaya Hz. Ali devam eder. Bundan dolayı Hz.Muhammed; Hz. Ali’ye “Natık-i Ali’yel Kuran” (Ali konuşan Kuran)’dır demiştir. Bu durum 12 İmamlarla sürer. İmam Mehdi’den sonra 12 İmam Öğretisini kabul eden Müştehidlerin klavuzluğunda toplum aydınlatılır ve Ocak Sistemi’ne geçilir. Her ocak bir ekoldür. “Yol bir sürek binbir, El ele ele-Hakk” ilkesiye zincirleme ve hiyerarşik olarak ocaklar yatay ve dikey olarak birbirine bağlıdır. Seyid soylu birisinin dede olabilmesi için 4 kapı 40 makam ve 360 menzilin dışında belli kuralları vardır.


Bu yapılanmada iki görüş ortaya çıkmaktadır. Birinci görüş, 12 İmam soylu seyyidlerden Müştehid mertebesinde olanların ancak Ocak kurarak irşat ve tebliğ yapabilecekleridir. İkinci görüş soya bakmaksızın Müştehid durumundaki her müminin aynı görevi yapabileceğidir. Birinci görüşü savunanlar seyyid Dede Ocaklarını baz alırken, ikinci görüş bir mürşidden el almış bir başka müştehidin de Babalık yapabileceğini savunmaktadırlar. İşte burada yol süreğinde Dede ve Baba ekolü ayrışmasına gidilmekte ve bir yol ayırımı yaşanmaktadır.