Hubyar Sultan ve Hubyar Abdal Söylencesi

HUBYAR SULTAN ve HUBYAR ABDAL SÖYLENCESİ


Hubyar Sultan’ın Horasan’dan 13. yüzyılda gelip, Antalya’ da belirli bir süre konakladığı ve daha sonra Tokat’ ın Erkilet köyüne yerleştiği, daha sonra Tekeli dağı eteklerine geldiği ve aşireti ile birlikte burada konakladığı anlatılagelmiştir…..
Hubyar Sultan’ın torunlarından Hubyar Abdal’ın, bugün bulunduğu yöreye gelişi, Celali isyanlarının en yoğun dönemlerinde olmuştur. İsyan sonrası diğer Türkmen aşiret reisleri gibi Hubyar’ ın da yüce dağların eteklerine sığındığı ve yaşantısını burada devam ettirdiği bilinmektedir. Hubyar Abdal’ın Tekeli dağı eteklerinde yaşarken, bir gün sefere giden ve o bölgeden geçen Sultan Murat ile karşılaştığı ve 40.000 kişilik ordusunu küçük bir kazandan çıkarttığı bin bir türlü yemekle doyurduğu rivayet olarak anlatılmaktadır. Yine rivayetlere göre Padişah seferden döndükten sonra Hubyar Abdal’ı huzuruna çağırtır. Bu sebeple Hubyar Abdal İstanbul’ un yolunu tutar. Yolda giderken güzergahta bulunan Baba İlyas, Baba İshak, Keçeci Baba, Koyun Baba dergahlarına uğrayarak konaklar ve dervişlerle hoş muhabbetler ve cemler yapar. Yol erkanı yürütürler. Hubyar Abdal’ın bu yolculuk esnasında inanılmaz kerametlerde bulunur. Yolculuk sırasında bir köyden geçerken, köylü bir kadından su ister. Fakat bu köyde su sıkıntısı vardır ve bu sebeple kadın su veremez. Hubyar, bunun üzerine kerametini gösterir, elindeki asayı yere vurarak su çıkartır. Köylüleri de hubyar’ a talip olurlar. Bugün bu kuyu Tokat’ın Çaylı köyünde bulunmakta olup, halen de kullanılmaktadır. Çaylı köylüleri de yüzyıllardır Hubyar dedelerine bağlıdırlar.
Bunun dışında; Koca bir taşı kılıcıyla ikiye bölmek, Köprüden geçmesine izin verilmeyince ırmağı kurutmak veya yönünü değiştirmek, Denizden yürüyerek geçmek, Bir avuç kumla ırmağı toprağa dönüştürmek gibi kerametler göstererek İstanbul’ a gelir. İstanbul’da ise sınava tabi tutulur. Bu sınavda kendisinin bir cenazeye hocalık yapması ve cenazeyi kaldırması söylenir ve tabuta canlı bir insan yatırılır. Bunun üzerine Hubyar Derviş cenazeyi “ölü niyetine mi yoksa diri niyetine mi” kılacağını sorar. “Ölü niyetine tabi ki..” cevabıyla birlikte cenaze namazını kıldırır. Tabutu açtıklarında kişi hakikaten ölmüştür.
Ayrıca Hubyar Derviş’e zehir içirtilir, Zehri içer ve parmaklarının ucundan geri çıkartır. Daha sonra yanında bir çocukla birlikte kızgın bir fırına atılır, kapılar kapatılır. Yedi (9) gün sonra fırının kapağı açılır ve Hubyar Derviş sakalı buz tutmuş olarak; yanındaki çocuk ise elinde tutça çiçeği (Tekeli dağında yetişen bir çiçek) ile dışarı çıkarlar. Bunun üzerine Sultan Murat kerametine inanır ve kendisine başta Tekeli dağının mülkiyeti olmak üzere yer yurt verir. Hubyarlılardan asker ve vergi alınmaması, değirmende nöbet ve sıra gibi bir takım yükümlülüklerden de muaf tutulması yönünde ferman verir
Hubyar Abdal’ın IV.Murat’la görüştüğü rivayet olarak anlatılmaktadır ki, yaşadıkları dönem itibari ile bu imkansızdır. 1648 yılında bölgeyi ziyaret eden Evliya Çelebi de yöre hakkında bilgiler vermektedir. Evliya Çelebi’nin o dönemde bölgede bir çok yerleşim merkezinin padişah IV.Murat’ın emriyle ikinci veziri Kara Mustafa Paşa tarafından kurulduğunu nakledilmektedir. Hubyar Köyü ve Sıraç köylerininde yerleşimleri ile ilgili bu dönemde belirli kararlar verilmiş olabilir, ve bu durum rivayet olarak anlatılmaktadır.